Aynı karakolun bilmem kaçıncı kere uğradığı baskınla bu noktada verilen kayıp sayısı 43’e, 44’e çıkmış (henüz bu istatistiğe girmeyen iki kayıp daha var). Şimdi çoktan unuttuğumuz ilk baskında 22 ölü vermişiz. Onu unuttuğumuz gibi bunu da unuturuz.
Şimdi tartışılacak (eskiden tartışılamazdı): tedbir niye alınmadı? İstihbarat yok muydu? Bu karakollar neye yarar? Bu durumda hesap sorulmamalı mı? Dağlıca soruşturulsa bu olur muydu?
Bu sorular soruluyor, sorulacak, sorulmalı. Önümüzdeki günlerde ben de bu konulara girmek, bu soruları çoğaltmak istiyorum. Ama bugün ayrıntısı değil de, kendisi üstünde birkaç şey sormak ve söylemek istiyorum.
Kürt sorununu ne yapacağız? Aktütün’de 43 kişi mi oldu, 45’e mi yükseldi değil. Türkiye’de kırk, elli bini ya buldu, ya bu yakınlarda bulacak. Ne yapacağız? “Bu sorunlar uzun vadeli sorunlardır. Terörle yaşamayı öğrenmeliyiz” diyenler var. Bu mu, sorunun cevabı?
Şimdi, “uzun vadeli” de olsa, bu “vade”nin sonunda bir yere varılacağını duymak istiyor insan. Varılmayacaksa, niçin bununla yaşayalım?
Varılacaksa, nasıl varılacak? O yere varmak için Türkiye ne yapıyor? Ne düşünüyor? Programı nedir?
Bu sorun, “millî” bir sorun. Biz bu ülkede nasıl herkese “Türk milleti”nden olmanın anlam ve önemini öğretiyoruz, belletiyoruz, belki kısmen bundan da etkilenerek “Kürt milleti”nden olduklarının bilincine varan, sayıları da milyonları bulan yurttaşlarımız var. Uzun zaman onların böyle şeyler düşünmesini, öğrenmesini engellemeye çalıştık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.