Koreliler ağlıyor. Televizyonun özelliği, son derece geniş bir “çekilmiş filmler” yelpazesinden her türlü montaj yapabilme imkânı. Ekranda, önderlerine ağlayan Korelilere bakıyoruz; sonra önderin sağlığındaki görüntüleri geliyor: bir yanda ağlayanlar, bir yanda ağlanan... önce bir “kontrast” düşünüyor insan. Ama, baktıkça, kontrast hafifliyor. Ortak bir temel var: sahtelik!
Kim İl-sung sağken, gazetelerde adı öyle “Kim İl-sung” diye geçmezdi. “Sevilen ve sayılan önder” sıfat tamlamasının adının önüne konması gerekirdi. Bu, yeni kaybettiğimize, “Ağlanan önder” denebilir.
Kuzey Kore sayesinde Komünizm ile “hanedan” kavramlarının da yan yana gelebileceğini, birbirine eklemlenebileceğini öğrenmiştik. Şimdi üçüncü kuşağa geldik.
Hanedan üyelerinin kişisel karizmaları pörsüdükçe “ağlama” yasalarının takviye edilerek güçlendirilmesi gerekecek. Bunun da bir diyalektiği vardır.
Namık Çınar, görecek gözün gördüğünü yazmış, bu sabah (pazartesi) okuduğum yazısında. Birtakım ülkelerde geçerli olan Önder’e tapınma âyinlerini... Ve tabii sözü Türkiye’deki Atatürk âyinlerine bağlıyor. Bir umudu var, anlıyorum; Kore’de çekilen bu görüntülere bakınca, birilerinin, “Yahu, bize de bunları yaptırıyorlar” diyerek ayması. Çünkü Kore’nin bu ağlama sahneleri, seyreden insanda, sadece gülme refleksi üretiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.