Şimdi gelelim, niçin “sosyalist” olmak gibi sorulardan, “sosyalizm”in kendisine. “Sosyalizm” geniş bir kavram, içinde çeşitli mezhepler, tarikatlar barındırıyor. Ama bizim üzerine tartıştığımız asıl konu, Marksizm.
Benim Marksizm’le bir değil, birçok sorunum oldu. Ama benim ölçülerime göre, bunlar kendimi “Marksist” olarak tanımlamamı engellemedi. Çünkü Marx’ın kendisinin de “Ben Marksist değilim” dediğini erken bir yaşta, bir yerlerden okumuştum. Bu, tabii, Marx’ın, “Canım, ne düşünürsen düşün” dediği anlamına gelmiyordu, ben de öyle anlamamıştım zaten. Bir düşünür, “düşünür” sıfatıyla anmak gerektiğini düşündüğünüz kişi, kendi düşüncesinin doğruluğu konusunda düpedüz bağnazdır, öyle olmak zorundadır. Bu onun “Benim düşündüğümden başkası doğru olamaz” demesini gerektirmez ve gerektirmemelidir –Marx’ın “Ben Marksist değilim” demesi, bu kapıyı açık tuttuğunu gösterir. Ama, “Ben, şöyle şöyle düşündüm ve şu sonuçlara vardım” diyorsanız, karşınıza çıkarılan düşünce de bunların her düzeydeki geçerliliğini çürütemiyorsa, kendi düşüncenizi aslanlar gibi savunursunuz.
Marx bunu hep yaptı. Yalnız Marx’ın kendisi değil, kurucusu olduğu Marksizm de hep polemiklerle ilerledi, zenginleşti. “Polemik” dediğimiz tarz, en gerçek, en doğru olana ulaşmanın en iyi yolu mudur, bilemem, öyle olduğunu pek iddia da edemem.
Yazının devamını okumak için tıklayın.