Rejim “tek-partili”yken MİT’in işleri kolaydı; “çok-partili” olunca güçleşti. Ama, asıl, 1960 darbesinden sonra güçleşti. Darbeyle gidenler yeni parti kurup iktidara gelmişti; birinci darbeye doyamamış olanlar bir yenisine zemin hazırlamaya çalışıyordu; üstüne üstlük, “sosyalizm” diye bir şey çıkmış, bu kargaşalıkta herkesin çekiştirdiği bir yeni araç haline gelmişti. Bunlar böyle olunca, MİT de, eskisi gibi “bir tane MİT” olmaktan çıktı. Çünkü iktidara gelen kendi MİT’ini kuruyordu. MİT tabii ağırlıkla Kemalist bir örgüttü, ama içinde, örneğin, Cevdet Sunay’a bağlı bir MİT, onun yanında, Faruk Gürler’e bağlı bir MİT, derken AP’yi veya CHP’yi tutan MİT’ler... Böyle gidiyordu.
Ülkede sürüp giden çatışma, çaresiz biçimde, bu örgütün içine yansımıştı, olduğu gibi. İşte, “çok-partili” dedikleri o saçma rejimin açmazı. “Memleket” dedin mi, bir yanda “devlet” olur, bir yanda “reaya” –adına isterseniz “vatandaş”, “yurttaş” da diyebilirsiniz. Fikir tektir, uygulayacak örgüt tektir. “Demokratik tartışma” vardır tabii: “Bu yasağı salı günü mü getirelim, çarşamba günü mü?” “Ata’nın büstünü sağdaki kapıdan mı içeri alalım soldaki kapıdan mı?” Bunları istediğiniz gibi tartışırsınız, serbestiyet vardır.
Ama “çok-parti” deyince her şey birbirine girer. MİT’in içinde bile “birlik, beraberlik” kalmaz.
Bu ülkede siyaset hep kahredici, hep çok sert olmuştur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.