12 Eylül’ün monist askerî diktatörlüğü, tarihin kuralları gereği gevşemeye başlayınca ve bu gevşeme süreci devam ettikçe, rejimin giydirdiği “tek-tip” kıyafetin deliklerinden, yırtıklarından, eski Türkiye’nin renkleri de görünmeye başladı. Doksanlar ciddi bir keşmekeş içinde geçti. Bu keşmekeşte MİT eski MİT değildi : adının ortasındaki “İ”nin anlattığı “istihbarat” işini yapan –ve birbiriyle rekabet içinde yapan– başka örgütler vardı. Bir kere, dün kısaca değindiğim JİTEM her taşın altından çıkıyordu. Emniyet ise bu işlevi kendi tekeline almaya çalışıyordu. (Orakoğlu itişmelerini hatırlayın) ve zaten bundan vazgeçmedi.
Böyle bir rekabetin başlaması, burada yer alan örgütlerin kendi içlerinde homojenleşmesi gibi bir sonuç da üretmedi üstelik. Doksanlardan beri Türkiye’de “kendi içinde homojen” diye niteleyebileceğimiz örgüt veya kurum kalmadı.
AKP iktidarı döneminde MİT adı yeniden işitilir oldu. Ama eskisinden epey farklı bir biçimde.
Örneğin Cevat Öneş çıktı, Kürt sorunu –ve çözüm yöntemi– üstüne konuştu. Söylediği şeyler, çoğumuzun zihnindeki “MİT” imgesiyle bağdaşan şeyler değildi.
Daha sonra da “MİT” adı genellikle böyle bir ideolojik-politik bağlamda karşımıza çıktı ve “PKK ile görüşmeler” derken şu şimdiki kriz ortamına geldik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.