Her salı günü siyasî parti liderlerinin kendi siyasî podyumlarına çıkıp kendilerini seyre gelen taraftarlarını mutlu edecek, içlerini ısıtacak sözler söylemeleri, bir gelenek haline geldi. Bir şeyin “gelenek haline gelmesi”, onun doğallaşmasıdır, “ezelden beri böyle” olduğunun sanılması ve hattâ, daha kötüsü, bundan başka türlü olamayacağı inancının yerleşmesidir. Alıştık, içimizden bazılarının salı gününü “iple çekmeye” başladığından şüphem yok.
Oysa ne kadar doğallıktan uzak şeyler bu “grup toplantıları”. Bir kere denebilir ki, bu ülkede “lider-partili” ilişkisinin temelini sergilemekle “açık yürekli” bir işlev görüyor. Evet, açık yürekliliğinden şüphem yok. 12 Eylül’ün her ne alan olursa olsun, “tek adam” karar versin, genel mantığının çerçevesinde, lider her salı günü “adamları”na o hafta ne söyleyeceklerini, neyi nasıl düşüneceklerini bildiriyor. Kurgulu oyuncaklar, âletler gibi kuruluyor partililer ve bir hafta boyunca ellerini kollarını sallayarak, tehditkâr sesler çıkararak öylece dolaşıyorlar. Hafta biterken onlar da ağırlaşıyor; ama salı günü her şey yeniden başlıyor: yeni barut, yeni cephane.
12 Eylül’ün istediği, onunla muhatap olanların da gönülden razı olduğu şeylerden biri buydu. Şimdi “12 Eylül anayasasını değiştirip kurtulalım” diyenlerin pek de kurtulmak istemediği, tersine tadını çıkardığı temel pratiklerden biri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.