Daha önce de yazdığım bir konu bu, pek çok konu gibi. Bir işin doğru olmadığını, doğru yapılmadığını yazıyorsunuz, hiçbir şey olmuyor, hiçbir şey değişmiyor, gene yazıyorsunuz, gene değişmiyor. Böyle uzayıp gidiyor. İnsanın aklına “ömür törpüsü”, “sabır taşı” gibi deyimleri getire getire.
Bilgi Üniversitesi son zamanların modeline uygun, İngilizce eğitim yapan bir üniversite. Ben de burada Karşılaştırılmalı Edebiyat Bölümü’ndeyim, bölümün başındayım. Öğrencilerimizi, giriş sınav’ının dil puanına göre alıyoruz, çünkü yeterli İngilizce bilmeyenlere dil öğretmek gibi yaptığımız işe aykırı bir yük yüklenmek istemiyoruz. Türkiye koşullarında öğrencinin ikinci bir yabancı dil bilmesi çok ender rastlanan bir durum olduğu için, biz de İngiliz- Amerikan edebiyatını temel alarak Batı edebiyatı öğretiyoruz.
Niye anlatıyorum bunları? Bizim bölümün mezunları İngilizce öğretmeni olamıyor da ondan. İngiliz edebiyatı, filolojisi vb, adı her neyse, bu yabancı edebiyatların öğretildiği bölümlerden mezun olanlar lisede o dilin öğretmeni olabilirler. Otomatikman olmaz bu: eskiden, örneğin bizim Edebiyat Fakültesi’nde, Pedagoji bölümünün verdiği bir “Eğitim Sertifikası” vardı. Bu derse girer, sınavını geçince de öğretmen olma hakkını kazanırdın. O sınavı geçemediği için o hakkı kazanamamış kimselere pek rastlamazdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.