Bizim Türkiye’nin solcularında bir “boykot” tutkusu vardır. Seçim veya referandum gibi, halkın oyuyla sonuç belirleyiciliği bir durum ortaya çıktı mı, ortalama solcu, bu oylamayı boykot etmesini haklı kılacak bir gerekçe aramaya başlar. Son referandum ortamı, önerinin AKP’den geliyor olması, tabiri caizse, “ilâç gibi geldi” bu boykot-şinas mizaca.
Bu yapılanmanın çeşitli nedenleri olduğunu düşünüyorum. Biri, zaten ucu görünmeyen bir “marjinallik” ve “etkisizlik” psikozu olabilir. Çünkü TİP’in Meclis’e 15 milletvekili soktuğu 1965’ten daha büyük bir “seçim zaferimiz” yok; ama bu da, çok elverişli bir özel yasanın yardımıyla ulaşılmış yüzde üç küsurluk bir şey. Hepsi bu.
Ama daha etkili olduğunu düşündüğüm başka bir psikolojik tutum, bir “temiz kalma” ihtiyacı olabilir. Bu, yukarıda anlattığım “marjinallik” duygusuna da bağlanan bir şey. İşte, şu şimdiki “referandum” ortamı. 12 Eylül Anayasası’nda bir gedik açılması sözkonusu. Bir solcu buna itiraz edemez, “normal ahvalde”. Ama bu işi yapandan da hoşlanmıyor ve yapılan işte bir takım eksiklikler veya sakıncalı gelişme ihtimalleri görüyor. Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği “faşist rejime gidiş” gibi hezeyanları bir kenara bırakalım, ama oylanacak pakette kaygı verecek bazı şeyler olduğu yalan değil.
Yazının devamını okumak için tıklayın.