Konuyu “program” kavramı üstünden tartışıyor olmamızda bile anakronik bir taraf var. Çünkü yaşadığımız dünyanın hızı ile “program” kavramının ister istemez içerdiği süreklilik birbiriyle çelişiyor. Bugünün siyasetinde (her türlü “parti” için) programdan çok “proje” geçerli. Bir sosyalist parti de, “bagajında projeler bulunan” demeyeyim, ama sorunlarla karşılaştıkça hızla proje üretme yeteneğine sahip bir yapı olmalı.
Bunu derken, biraz farklılaşmış biçimde yeniden “program” kavramına dönüyorum. Program, bence, işte bu “proje”lerin yönünü, işleyiş biçimini belirleyecek genel hedefleri içermeli, onların bütünlüğünü oluşturmalı. Şöyle bir benzetme yapıyorum: parti ve programı, diyelim ki “tahlisiye” işlevini yüklenmiş bir gemi; ama bu geminin eylem yerine gelindiğinde hızlı hareket edecek “tahlisiye botları” var –bunlar da benim “proje” dediğim şeyler. Gerekli donanım, çeşitli araç-gereç, ana gemide. Botlar, o an yaptıkları işe göre bunların hangisi gerekiyorsa onları alıp yola çıkıyor. Bu araç-gereç de, kullananların davranışları da, temel hedefle uyumlu.
Şimdi somut bir konuya geleyim: işsizlik. Bu, uluslararası bir sorun. Günün teknolojik imkânlarının yarattığı bir sorun. Sanayi Devrimi’nde de makineler insan emeğinin yerini almıştı; onun için de Luddite hareketi gibi “tepkisel” direnişler oluşmuştu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.