Referandum tarihi yaklaşırken, sinir gerginliğinin dozu da artıyor gibi görünüyor bana. Konuşulan dilin kelimelerinin habire duygu yüklenmesine, suçlamaların havalarda uçuşmasına, konuşma tonunun küfürleşmeye yaklaşmasına bakarak bu sonuca varıyorum. Hiçbir zaman hoşlandığım bir atmosfer değildir bu. Öfkenin akla ve mantığa egemen olduğu ortamları her zaman çok tehlikeli bulurum.
Ayrıca bu tür “tırmanma”lar, kendilerini harekete geçiren nedenler ortadan kalktıktan sonra da tam olarak ilk başladıkları çizgiye çekilmezler. Bu kadar karşılıklı sövgüden sonra, insanların bir konuyu böyle bir evre yaşanmamış gibi konuşup tartışmaları, haydi “imkânsız” demeyelim ama, çok zordur, zorlaşır. Bu da hiç iyi bir şey değildir.
Konu “referandum” olmaktan çıktı, zaten. Merkezinde Kemalizm’in yer aldığı cephe hükümete duyduğu nefreti her durumda getirip en ön safa koyduğu için, koymaktan kendini alamadığı için, burada da o grup için “anayasa”, “madde”, şu bu değil, AKP’nin ana sorun ve bütün sorun olduğu anlaşılıyor.
Bu bana göre “yanlış”, “anlaşılmaz” vb. bir tutum. Öyle de, böyle bir tutum var, çeşitli köklü dayanaklar üstünde oturuyor, sahici. Böyle olduğunu kabul edince de, fazla söyleyecek bir şey kalmıyor. En azından, “referandum da nasıl oy kullanmalı” gibi bir soru, böyle bir tutumun yanında anlamını kaybediyor, çünkü AKP’nin içinde bulunduğu her durumda nasıl davranılacağı belli.
Yazının devamını okumak için tıklayın.