1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:50
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ 26.08.2008
Murat Belge
Tabu ve bilim
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim Murat Belge - Tabu ve bilim
Murat Belge köşe yazılarını web sitenize ekleyin

“Bilimsel düşünce”, pek saygı duyduğumuz bir şeydir. Gündelik konuşmalarda, hattâ yazışmalarda, yarattığı çağrışımlarla, özendiğimiz, bizde olmasını istediğimiz, ama olacağını düşünemediğimiz bir şeydir. Bu sonuncusuna kızar, genellikle birilerini durumun böyle olmasından sorumlu tutarız. Sorumlular, genellikle, “gericiler”dir. Onlar ne yapar eder, bu ülkede kitlelerin bilimsel düşünceyle tanışmasını önlerler.

Bu gibi sözlerin, yazıların ardında, çok basit bir “doğru/yanlış” nosyonu yattığını tespit etmek zor bir iş değildir. Bu “doğru/yanlış”ı, “aydınlık/karanlık”, “bilim/hurafe”, “akıl/inanç” vb. ikililere tercüme etmek de kolaydır. Çünkü böyle konuşan insanların “bilim”den anladıkları, tamamen “pozitivizm” kapsamına giren bir anlayıştır. Bunu uygularsın, doğru sonuçları hemen alırsın. Olay bu kadar basitse, niçin herkes yapamıyor? Çünkü gericiler engel oluyor. Onlar niçin engel oluyor? Çünkü kitleler uyanınca çıkarları tehlikeye giriyor...

“Bilimsel düşünce” hakkında söylenecek çok şey var elbette. Bu yazıda bunlardan bir tanesi üstünde durmak istiyorum: “otorite” kavramı ve bunun bilimsel düşünceyle ilişkisi.

Herhangi bir bilim adamını alalım, sözgelişi Paracelsus. Bu ilginç adamın okumadığı metin, gitmediği memleket, kavga etmediği adam kalmamıştı. Saçma sapan ilâçlar verdiklerini söyleyip eczacıları da kızdırırdı, onlar da eyleme geçip Basel Üniversitesi’nden kovulmasını sağladılar. Tabii bugün “bilim tarihi” dendiğinde Paracelsus’u tanıyor ve anıyoruz, ama o eczacıların adını bile bilmiyoruz. Bu hep böyledir zaten.

Paracelsus yalnız eczacıları değil, otorite olarak bilenen herkesi eleştirerek, bilim tarihinde durduğu o yere vardı. Peki, sonra ne oldu? Sonra başkaları geldi. Onlar geldiklerinde, Paracelsus da bu alanlarda bir “otorite” olmuştu. Ama gelenler Paracelsus’u eleştirdiler, onun “otoritesi” önünde eğilmeyi reddettiler. Böyle yaptıkları için onu aştılar ve adlarını bilim tarihine yazdırdılar.

Sonra başkaları geldi... diye devam eder bu hikâye. Devam ederken biz Newton’da bir mola verip bir başka yanılsamaya değinelim: bilimin “pozitivizm” kalıpları içinde anlaşılmasının sık sık görülen bir sonucu da, bilimselliğin, buna erişmiş talihli kişilerin zihninden başka her türlü düşünme biçimini kovaladığı inancıdır. Bilime Newton kadar katkıda bulunmuş birini düşünmek zordur; ama simyadan büyücülüğe, bugün kolayca “hurafe” diye kesip atacağımız pek çok (“batıl”) inancı vardır. Bunlar da “yerçekimi yasası”, “hızın formülü” vb. ile yan yana barınıyorlardı “Isaac Newton’ın bilinci” diye tanımlayabileceğimiz o mekânda. Biri öbürünü kovmuyordu.

“Otorite” kavramına önem veren kültürlerde bilimsel düşünce yaygınlaşamaz: bu “otorite”, örneğin bizde olduğu gibi, her zaman izinden gidilmesi gereken bir “Ata” olabilir; Sovyetik tipte toplumlarda gördüğümüz, Komünist Parti olarak örgütlenmiş bir “Kolektivite” olabilir; Hitler gibi her dediği doğru sayılan, yaşayan bir önder olabilir vb. Ama şu ya da bu düşüncenin onu eleştirmeye hakkı tanınmıyorsa, böyle bir ortamda düşünce bilimselleşemez. Dünyanın her yerinde, her ortamda, parlak düşünürler çıkabileceğine göre, kural dışı bireylerin kendilerini yetiştirmeleri önlenemez. Nitekim, önlenememiştir. Ama bu bireyler istisna olarak kalırlar, onlarda cisimleşebilen entelektüel yetenek toplumda yaygınlaşamaz. Burada da yayınlaşamadığı gibi.

Dolayısıyla Türkiye tarihinin herhangi bir aşamasında “Aydınlanma” nitelemesine hak kazanmış bir dönem yaşamamıştır. Düşüncenin gerçekten eleştirelleşmesine hiçbir zaman izin verilmediği için hiçbir zaman bir “Aydınlanma” olmamış, kendi koşulları içinde kendi kendine aydınlanabilen, aydınlaşabilen bireyler de düşüncelerini yaygınlaştıramamış, toplumla paylaşamamıştır.

Sözünü ettiğimiz olay, bu yönde her şey yapılsa bile ulaşması çok zor bir hedef. Bütün toplumun böyle bir “Aydınlanma” yaşaması belki imkânsız, ama çoğunluğu bu noktaya getirmek bile, ne kadar güç. Bütün eğitim sisteminde, iletişimin bütün kanallarında bu eleştirelliğin serpilmesi ve toplumca da sindirilmesi gerekiyor.

Oysa ne oluyor burada? Geçenlerde bir çocuk “Atatürk’ü sevmiyorum” dedi; “adlî vaka” oldu. Sonunda savcı dava açmadığı için (kimimiz) sevindik; ama işin buraya gelmesini yadırgamadık.

Bir “bilim” adamı da, Atatürk’ten söz ederken “bu adam” dediği için hüküm giymiş durumda, Yargıtay bekliyor.

 

Diğer Murat Belge Makaleleri:
  1. Kısa bir Kıbrıs ziyareti - 31.08.2010
  2. Bolu üstünden Ankara - 29.08.2010
  3. Neyin ‘boykot’u - 28.08.2010
  4. Referandum öncesinde - 27.08.2010
  5. Diaspora ve ‘Tapınak Bekçileri’ - 24.08.2010
  6. Bir ‘müzik gecesi’ - 22.08.2010
  7. Öğretmenliğin yılan hikâyesi - 21.08.2010
  8. Öğretmenlik hikâyesi - 20.08.2010
  9. Hasankeyf - 17.08.2010
  10. Barışın yolu yordamı - 15.08.2010
  11. “Devletle çözelim” formülü - 14.08.2010
  12. Kürt sorununda son durum - 13.08.2010
  13. Kesinlik ve şüphe dengesi - 10.08.2010
  14. Kooptasyon’un bitişi - 08.08.2010
  15. Yeniden ‘Seçim/kooptasyon’ konusu - 07.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Tabu ve bilim - Murat Belge
03.09.2010 06:50:02