Bugünlerde basında bir miktar yer bulan bir konu Taksim Meydanı’na verilmesi düşünülen yeni biçim.
İlkin şunu söyleyeyim : sabah eline gazeteyi alıp oturduğun kentle ilgili, “şöyle şöyle olacak” diye bir haber okumak beni tedirgin ediyor. Bunun yolu yordamı nedir, nasıl olur, bilemem ama (daha doğrusu, bu bir “katılımcı demokrasi” alt başlığı olarak, bizim sosyalizm “programı” tartışmaları kapsamına giriyor), bir şehrin hemşehrileri o şehir üstüne varılacak kararlarda söz sahibi olmalı, onları söz sahibi yapacak katılım yöntemleri de bulunmalı.
Üstelik, İstanbul gibi bir kentten ve onun başlıca merkezi olan Taksim’den söz ediyoruz.
Gazetede bazı temsili resimlerle birlikte tasarı hakkında da kırık dökük birkaç şey okuduk. En önemli konu, Taksim’in trafiğe kapanması. Kentin “başlıca merkezi” olduğu için, bunun yolu, otomobil trafiğini de yeraltına indirmek. Bu planlanıyormuş. Bir de, eski Taksim Kışlası eski yerinde yeniden yapılacak ve içi de bir kültür merkezi olacak biçimde düzenlenecekmiş.
Bu bilgilenme düzeyinde söylenecek fazla bir şey olmaz. Sorun da bu zaten. Kimlerdir, kaç kişidir bilemem, ama sınırlı sayıda, sıfatı “uzman” olan birileri İstanbul’un geleceği üstüne konuşup karar veriyor, biz İstanbullular da sadece bu kararın sonuçlarını yaşamakla yükümlüyüz.
Yukarıda saydıklarımdan bana en somut ve anlaşılır görüneni Taksim Kışlası oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.