1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:55
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ 28.02.2009
Murat Belge
Tek mi, çift mi?
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi? Murat Belge - Tek mi, çift mi?
Murat Belge köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Yunanistan’da NGO işleriyle uğraşan bir arkadaşım vardı. Yugoslavya dağılır ve Makedonya bağımsızlaşırken Yunanistan’da kopan şovenizm fırtınasına karşı bir dernek kurmuşu. Öncelikle Makedonya’nın Makedonya olma hakkına sahip olduğunu savunuyorlardı. Bir zaman sonra bir karşılaşmamızda işlerin nasıl gittiğini sormuştum. “Çok parlak denemez,” diye cevap vermişti, “Ama bizim dernekten önce Yunanistan’da ‘Makedonya’ denince tek bir ses çıkıyordu. Şimdi iki ses çıkıyor.”

Onun bu sözleri zihnime yapışıp kaldı. Neden acaba? Her konuda tek fikir sahibi bir ülkenin “tebaa”sı, “reaya”sından olduğum için mi acaba? Her yıl, her ay ve her gün, “birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç” olduğu zamanı yaşayan bir toplumun üyesi olduğum için mi? Her ne içinse, anlattığım o tarihte, bir konuda iki ses çıkması fikri hoşuma gitmişti. Belli, hoşuna gitmişti ki hâlâ bu sözü hatırlıyorum.

Gel zaman, git zaman, Türkiye’de bir “dönem”e girdik. Şimdi ne olursa olsun, her konuda iki fikir var! Bunların biri, nüansı ne olursa olsun, “Kemalist” fikir; öteki de, gene nüansı ne olursa olsun, “Kemalist olmayan” fikir. Birdenbire, Türkiye’de “fikir” o kadar güçlü bir “fikir” haline geldi ki, “olgu” filan da dinlemez oldu. “İki kere iki dört eder!” cümlesi her yerde olduğu gibi Türkiye’de de, oldukça sık ve oldukça “kendinden emin” bir ses tonuyla söylenirdi. Ama, bu bile, bir yere kadar “kendinden emin”di; “emirin demiri kestiği” toplumda, konu “iki kere iki” de olsa, son sözü devlete bırakmakta yarar vardı. Nitekim şimdilerde, bu DNA’mıza işlemiş tutumu en rahat, en cömert, en komplekssiz biçimde kullanan, devletin “yargı” kolu.

Peki, böyle “iki sesli” olmak bizi demokratikleştirdi mi? Bu soruya şöyle can ü gönülden “evet” diye cevap vermek mümkün değil. Bir değil de iki ses çıkmasının, evet, bir noktaya kadar yararı, hem de çok yararı oldu. Çünkü ne olsa “iki”, “bir”den iyidir. Hele bizim ülkedeki “bir” ve “tek” karşısında ne olsa iyidir.

Ancak sorun, işitilir hale gelen bu “iki” sesin, ikisinin de, “tek” olmaktan vazgeçmemesi. Şöyle anlatmaya çalışayım: birisi “ezan” okuyacak, okuyor –imkân bulduğu her yerde ve bulduğu bütün hoparlörlerle. Ötekiyse imkân ve hoparlör bulamıyor, ama bulduğu anda ve yerde “Türkçe ezan” okuyacak. Bunun için hoparlör bulmasa da elinin altında sesini en üst perdeden duyuracağı düzeyler ve âletler var. Ama iki sesin sahibi de, ülkede ses çıkaran her şeyin markasının “Sahibinin Sesi” olması için ölesiye, kıyasıya savaş veriyor. Diyanet’in dağıtacağı kasetle bütün camilerde aynı Cuma vaazının verilmesi, bu idealin en güzel örneği. İki taraf da “iki ses sahibi” de, sadece bunun gerçekleşmesini istiyor –kendi vaazının dinlenmesi koşuluyla.

Dolayısıyla, benim Yunan dostumdan dinlediğim zaman sevindiğim “iki-seslilik”, bizim burada, bir “çok-seslilik” olmadı. Demek bizi “iki” kesmiyor; en azından bir tane daha lâzım.

Rakam yukarıya doğru daha fazla büyüyebilir mi, ne kadar büyür ya da büyümeli, bilemem. Ama, galiba, “demokrasi” dendiğinde, üçten aşağısı kurtarmayacak. Tabii “üç” derken, halen varolan “iki”nin bir de üçüncüsünü kastetmiyorum. Yani, onlar gibi, “Ben haklıyım! Ben doğruyum! Ben doğru olduğum için her yaptığım da doğrudur” diyen bir üçüncü sesten söz etmiyorum. Öylesine zaten “üçüncü” demek de bir yanlış numaralandırma olurdu. Şimdiye kadar kendinden başka bir ses işitilmesini engelleyen (hiç değilse kendi alanında veya kendi zamanında) bu “anlayış”ın dışında konuşan, şu bize yaşatılan dünya ya da hayattan başka hayatlar ve dünyaların mümkün olduğunu söyleyen bir üçüncü sesi kastediyorum.

Şaka maka değil bu, kelime oyunu falan da değil, bu toplum gerçekten bu “üçüncü” sesi bekliyor. Varolan iki ses arasında geçen kavga, o kavganın niteliği, daha doğrusu “niteliksiz”liği, bunun ne kadar gerekli ve ne kadar gecikmiş olduğunu anlatıyor sanki.

Marx’ın da dediği gibi, toplumlar, doğurmaya hazır oldukları şeyin sancısını çekmeye başlarlar. Türkiye bugün, şunu bunu değil, oldukça “mütevazı” bir bebeği, “demokrasi”yi doğurmaya yaklaşıyor. Bunun için gerekli “üçüncü” sesi çıkarmayı bilen (daha doğrusu, çıkarılan o sesle nelerin söylenmesi gerektiğini bilen) çok kişi var bu toplumda. Ama öylesine bıkmışlar ki... sanki en “olmayan” onlar...

 

Diğer Murat Belge Makaleleri:
  1. Kısa bir Kıbrıs ziyareti - 31.08.2010
  2. Bolu üstünden Ankara - 29.08.2010
  3. Neyin ‘boykot’u - 28.08.2010
  4. Referandum öncesinde - 27.08.2010
  5. Diaspora ve ‘Tapınak Bekçileri’ - 24.08.2010
  6. Bir ‘müzik gecesi’ - 22.08.2010
  7. Öğretmenliğin yılan hikâyesi - 21.08.2010
  8. Öğretmenlik hikâyesi - 20.08.2010
  9. Hasankeyf - 17.08.2010
  10. Barışın yolu yordamı - 15.08.2010
  11. “Devletle çözelim” formülü - 14.08.2010
  12. Kürt sorununda son durum - 13.08.2010
  13. Kesinlik ve şüphe dengesi - 10.08.2010
  14. Kooptasyon’un bitişi - 08.08.2010
  15. Yeniden ‘Seçim/kooptasyon’ konusu - 07.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Tek mi, çift mi? - Murat Belge
03.09.2010 05:55:42