Yunanistan’da NGO işleriyle uğraşan bir arkadaşım vardı. Yugoslavya dağılır ve Makedonya bağımsızlaşırken Yunanistan’da kopan şovenizm fırtınasına karşı bir dernek kurmuşu. Öncelikle Makedonya’nın Makedonya olma hakkına sahip olduğunu savunuyorlardı. Bir zaman sonra bir karşılaşmamızda işlerin nasıl gittiğini sormuştum. “Çok parlak denemez,” diye cevap vermişti, “Ama bizim dernekten önce Yunanistan’da ‘Makedonya’ denince
tek bir ses çıkıyordu. Şimdi
iki ses çıkıyor.”
Onun bu sözleri zihnime yapışıp kaldı. Neden acaba?
Her konuda tek fikir sahibi bir ülkenin “tebaa”sı, “reaya”sından olduğum için mi acaba? Her yıl, her ay ve her gün, “birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç” olduğu zamanı yaşayan bir toplumun üyesi olduğum için mi? Her ne içinse, anlattığım o tarihte,
bir konuda
iki ses çıkması fikri hoşuma gitmişti. Belli, hoşuna gitmişti ki hâlâ bu sözü hatırlıyorum.
Gel zaman, git zaman, Türkiye’de bir “dönem”e girdik. Şimdi ne olursa olsun, her konuda
iki fikir var! Bunların biri, nüansı ne olursa olsun, “Kemalist” fikir; öteki de, gene nüansı ne olursa olsun, “Kemalist
olmayan” fikir. Birdenbire, Türkiye’de “fikir” o kadar güçlü bir “fikir” haline geldi ki, “olgu” filan da dinlemez oldu. “İki kere iki dört eder!” cümlesi her yerde olduğu gibi Türkiye’de de, oldukça sık ve oldukça “kendinden emin” bir ses tonuyla söylenirdi. Ama, bu bile, bir yere kadar “kendinden emin”di; “emirin demiri kestiği” toplumda, konu “iki kere iki” de olsa, son sözü devlete bırakmakta yarar vardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.