Marksizm bir on dokuzuncu yüzyıl teorisidir. Biz şimdi Marksizm’in “uygulamalı” rejimlerinin çökmüş olduğunu gören “eski” Marksistler olarak –Halil Berktay ve daha birçok arkadaşımız– “ uygulanmamış” bir Marksizm’den hayır kalmış mıdır, kalmamış mıdır, onu tartışıyoruz.
Bence,”bir on dokuzuncu yüzyıl teorisi”nin yirmi birinci yüzyılda –velev ki başında olsun– tartışılıyor olabilmesi, başlı başına, o teori adına bir olumlu puan.
Marx’ın da, Engels’in de, mektupları bana ilginç gelir. Şu nedenle: yayımlayarak dünyaya sundukları düşüncelerinin “yanlış anlaşılma”larını mektuplarında düzeltmeye çalışırlar. İkisi de, ekonomik indirgemeciliğe karşı itirazlarını (“altyapı belirler dedikse o kadar da demedik” feryatları) mektuplarında dile getirirler. Engels, çok önemli bulduğum (bütün eksikliğine rağmen) “paralelkenar” benzetmesini bir mektubunda yazar. Sosyalist-Marksist romanlar, edebî eserler yazdığını düşünen dostlarını gene mektuplarında büyük bir nezaketle “böyle yapmayın” diye uyarırlar. Ama “mektup” insanın daha sere serpe yazdığı bir şey; onun için, bazı kişilik özellikleri de, yazdıkları başka şeylerden çok mektuplarında görülür.
Marx’ı ben, elinde balta, hiç balta girmemiş bir ormanda, kese biçe ilerleyen bir adam gibi gözümün önüne getiririm. Görüşü engelleyen engebeyi, öte beriyi devirmek, ufku açmaktır onun işi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.