Bu ders yılının birinci sömestresinde, MA dersimdeki grupla birlikte, Türk edebiyatında yazılmış utopyaları gözden geçirdik. Bir “tür” olarak tam da edebiyatın içinde oturmaz utopya; “olan”ı değil de, “olursa iyi olur” diye inanılanı anlatmaya kalkışan edebiyatın, yani “tezli/taraflı” edebiyatın taşıdığı bütün sakıncaları yüklenmeye hazırdır. Öte yandan, “daha iyi bir dünya”nın ne olduğuna ve nasıl oluşturulacağına dair düşünceleriyle hem siyasete ve siyasî sosyolojiye, hem de siyaset felsefesine çok yakındır tabii. İlginçse, “edebî/estetik” özelliklerinden ötürü değil, bu “düşünsel” yapısıyla ilginçtir.
Utopya, Türk edebiyatında hiç işlenmemiş bir tür değil –bu konularla yakından ilgilenmeyenler “ha deyince” örnekleri hemen hatırlayamasa dahi. Hatırlanmamaları, edebiyat olarak zayıflıklarından çok utopya olarak zayıflıklarından ileri geliyor diye düşünüyorum.
En erken örnekler olarak sunabileceğimiz ikisi, Halide Edib’in
Yeni Turan’ı ile Müfide Tek’in
Aydemir’i, adlarının da hemen akla getirdiği gibi, “Turancı” utopyalar. Bu özellikleriyle, türün önemli bir ögesi, tanımının bir parçası olan “evrensellik” iddiasını daha ilk adımda terketmiş oluyorlar. “Demek ki bunlar insanlık için değil, Türkler için yazılmış” diyorsunuz. Bu zaten Türk milliyetçi düşüncesinin önemli sorunlarından biri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.