Sık sık söylediğimiz gibi “uzlaşma” Türkiye’nin siyasi kültüründe “itibarsız” bir davranış olarak algılanır. Çünkü iyi olan, “bize yakışan”, “dikte etmek”tir, şöyle olacak, böyle olacak, itiraz istemem, kırarım ağzını burnunu.
Uzlaşma aslında teori düzeyinde değil, pratik düzeyde olacak bir şey. Sözgelişi ben “demokrasi iyi bir şeydir” diyorum ve bunu “demokrasi kötü bir şeydir” diyen biriyle tartışıyorum. Nasıl uzlaşacağız? Ya birimizden biri ötekinin dediğine ikna olur, dolayısıyla bakışını değiştirir, ya da ikna olmaz. Ama “demokrasi hem iyi, hem de kötü bir şeydir” diye bir uzlaşma olabileceğini sanmıyorum (dünyada her şeyin olumlu ve olumsuz sonuçları, uzantıları olur, onu demek istemiyorum).
Ama “uygulama” üstüne tartışabilir, pazarlık edebilir, sonunda “uzlaşma”ya da varabiliriz. Ben zihnimde tasarladığım “ideal demokratik ilkeler”den bazılarını, falan filan somut nedenler ve engeller yüzünden, şimdilik uygulamaya koymamaya ikna edilebilirim. Bu, o “ilkeler”in olmadığı, iyi olmadığı anlamına gelmez. Onları savunmaya ve bir an önce uygulamalarının iyi olacağını söylemeye devam ederim.
Türkiye’de insanlar “uzlaşma” kavramını işitince otomatikman suratlarını buruşturuyorlar, çünkü bunu “teslim olmak” olarak anlıyorlar. Tabii hayatı ya “teslim olmak” ya da “teslim olmak”tan ibaret bir etkinlik gibi açıklayan bir dünya görüşüyle yetişmişseniz, başka türlü düşünmeniz zor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.