Bir yolculuktayım gene. Bu, ama, benim için önemli, çünkü Varşova’dayım ve Polonya’ya ilk gelişim bu oluyor. Dün kenti biraz gezdim, biraz fikir edindim. Varşova, Dünya Harbi’ni en ağır zarar ziyanla kapatmış kentlerden biri. Almanlar, ne var ne yok, imha etmiş (Varşova Ayaklanması’nı cezalandırırken): Sovyet Kızıl Ordu’su da, nehrin (Vistula) öbür kıyısında beklemiş, “Yıksınlar hele, sonra biz gireriz” diye. Polonyalılar, hangisine daha çok kızacaklarını bilemiyor. Ama “Rus” deyince, bir Polonyalıyı zaptetmek zordur. Değindiğim olayın öncesinde de, sonrasında da, hesap kabarıktır.
Şimdi, görünüşte eski duran birçok bina, özellikle kent merkezindekiler, 1944’te yıkılmış ve sonra yeniden yapılmış. Bunu bilmeden gezdiğinizde, bunların eski yapılar olduğunu kolayca düşünebilirsiniz.
Polonya, çok dindardır: Ortodoks Rusya ile Protestan Prusya arasına sıkışmış, en çok da bundan ötürü Katolik olmuş, dolayısıyla etnik kimliği ile dinî kimliği iç içe geçmiş bir toplum. Bir köylü toplumudur, üstüne üstlük. Yaşadığı bir hayli talihsiz tarihten sonra, adının altına “Polonya Polonyalılarındır” yazan bir gazeteleri var mı, bilmiyorum, ama epeyce içe kapalıdırlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.