Avrupa’nın en büyük, en etkili Komünist Partisi, İtalyan Komünist Partisi’ydi. Yirmilerde kurulmuş, faşizme direnememişti. Ama 1943’le birlikte Direniş büyüdü, Mussolini devrildi. İtalyanlar, ülkede bir işgal gücü olarak kalan “müttefik” Alman ordusuyla savaşmaya başladılar. Bu anti-Nazi, anti-Faşist mücadelede başı çekenler, Komünistler’di. 1945’ten sonra, Komünist Parti ülkenin en güçlü partisi haline geldi.
İtalya’nın ve KP’nin bu kariyerleri oldukça kendine özgü sayılabilir, ama savaş yıllarında Alman işgalindeki bütün dünyada değişen ölçülerde direniş olmuş, ancak neredeyse değişmez bir biçimde, direnişte en çok kendini gösterenler, sosyalistler, komünistler olmuştu.
Bugün böyle bir girizgâh yaparak başlamamın nedeni şu: toplumun bütününü ilgilendiren bir büyük sorunda, solun, o sorunun çözümüne katkısı, ona o toplumun hayatında kalıcı bir yer kazandırıyor. Bu örnekte savaş koşullarından söz ediyoruz. Bu da, neyse ki, her zaman olan bir şey. Ancak, savaş olmadan yaşanırken de, sol, her yerde, demokrasinin genişlemesine, derinleşmesine katkıda bulunmuş, bunun için mücadele vermiştir.
Sosyalist ve komünist partiler “işçi sınıfı” partisi olarak kurulur. Ama tarih boyunca, dar bir “işçi sınıfı çıkarları” programına kendini hapsedip yalnız bu tür mücadele veren bir parti de görülmemiştir. Çünkü hiçbir toplum yalnız burjuvazi ve proletaryadan müteşekkil değildir ve her toplumda hem kapitalizmin, hem de geçmişte kalan başka üretim tarzlarından kalan ve toplumun o anki biçimlenişi içinde eklemlenen üretim ilişkilerinin yarattığı, “demokratik” nitelikli sorunlar vardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.