Son Erzincan-Erzurum kilitlenmesi ve kriziyle Türkiye bir kez daha fırtınalı sulara, pusulasız bir halde girdi. Olanlar hakkında hukuk
içinden bir açıklama bulmak hiç kolay değil. Hemen bazı teknik terimler piyasaya dökülüyor: tutuklama kararı verilen savcının ne yaptığı iddia ediliyor? “Kişisel” mi, “görev”le mi ilgili vb?.. Bunlara cevap vermek için “hukukçu olmak gerekir” diyebiliriz. Olabilir, ama hukukçu olmak “yeterli” mi? Anayasa Mahkemesi’nin “367” kararını verdiği bir ülkede “hukukî” kelimesinin anlamı ne? Bu “367” kendi başına birçok şeyi açıklıyor, ama istendiğinde “Yüksek” Yargı’nın elinde hukukun ne hale geldiğinin epey uzun bir listesini çıkarabiliriz. Zaten Yargı “yükseldikçe” kararları da tuhaflaşıyor.
“Hukukçu” olmanın fazla bir anlamı kalmamasının başlıca nedeni ortalıkta, yürürlükte olan kavganın hukukla fazla bir ilgisi olmaması. “Hukuk”, dönmekte olan işlerin “kılıf”ı. Bir tür “political correctness” sonucu “hukuk” kelimesini kullanıyoruz. Oysa gerçeklik düzeyinde olan şey, bildiğimiz “iktidar kavgası”.
Yazının devamını okumak için tıklayın.