Dün, tutuklu generallerin TSK adına ziyaret edilmesi üstüne yazarken, medyamızın “mesaj çözücü”lük işlevine de değinmiştim. 12 Eylül’den bu yana, medyanın önemli görevlerinden biri, herhangi bir olay hakkında ne düşünmemiz gerektiğini bize bildirmek. Peki, medyamız bunu nereden biliyor? Kendi “araştırma gücü”yle falan mı çıkarıyor? Yok, hayır, gene 12 Eylül’den beri “bilen”, TSK. İlkin Kenan Evren’in ağzından, sonra MGK, en son da Genelkurmay bildirileriyle, iyi Türk vatandaşlarının ne düşünmesi gerektiğini o bildiriyor, medyadaki bazı organlar da “mesaj”ı açıyor, açıklıyor vb. Eski zaman okullarında, talebeye yardımcı olan etüt yönetmenleri veya müderris yardımcıları (muin) gibi. Çeşitli gazeteler, bu kariyere sıkı sarılmalarının derecesine göre, bu alanda doktora ve hattâ doçentliklerini vermiş oluyorlar. Tabii Hürriyet, 12 Eylül’den bugüne, bu işin “ordinaryus”u da oldu.
Kurum olarak şu ya da bu gazetenin yanısıra, birey olarak bazı gazeteciler de bu ihtisas dalının mütehassısı olurlar. Dün bu haber ilk sayfalara düşerken, Hürriyet, “Ziyaret 5 mesaj içeriyordu” demiş ve mesajları sıralamıştı. Bireysel uzmanlardan Fikret Bila’nın makalesi ise sekiz maddeden oluşuyordu. Böyle numaralanmış maddelerle konuşmak da, sözügeçen makamın özelliklerine uygun bir üslûp.
Bütün bunların olabilmesi, başlı başına, Türkiye’nin çok tuhaf bir ülke olduğunun işareti. “Tuhaf” derken, hiç eşi benzeri görülmemiş bir fenomen olduğumuzu düşünmüyorum; benzerlerimiz var, var da, olmak istediğimiz ya da olduğumuzu iddia ettiğimiz yerde yok.
Yazının devamını okumak için tıklayın.