Dün, tutuklu generallerin TSK adına ziyaret edilmesi üstüne yazarken, medyamızın “mesaj çözücü”lük işlevine de değinmiştim. 12 Eylül’den bu yana, medyanın önemli görevlerinden biri, herhangi bir olay hakkında ne düşünmemiz gerektiğini bize bildirmek. Peki, medyamız bunu nereden biliyor? Kendi “araştırma gücü”yle falan mı çıkarıyor? Yok, hayır, gene 12 Eylül’den beri “bilen”, TSK. İlkin Kenan Evren’in ağzından, sonra MGK, en son da Genelkurmay bildirileriyle, iyi Türk vatandaşlarının ne düşünmesi gerektiğini o bildiriyor, medyadaki bazı organlar da “mesaj”ı açıyor, açıklıyor vb. Eski zaman okullarında, talebeye yardımcı olan etüt yönetmenleri veya müderris yardımcıları (muin) gibi. Çeşitli gazeteler, bu kariyere sıkı sarılmalarının derecesine göre, bu alanda doktora ve hattâ doçentliklerini vermiş oluyorlar. Tabii Hürriyet, 12 Eylül’den bugüne, bu işin “ordinaryus”u da oldu.
Kurum olarak şu ya da bu gazetenin yanısıra, birey olarak bazı gazeteciler de bu ihtisas dalının mütehassısı olurlar. Dün bu haber ilk sayfalara düşerken, Hürriyet, “Ziyaret 5 mesaj içeriyordu” demiş ve mesajları sıralamıştı. Bireysel uzmanlardan Fikret Bila’nın makalesi ise sekiz maddeden oluşuyordu. Böyle numaralanmış maddelerle konuşmak da, sözügeçen makamın özelliklerine uygun bir üslûp.
Bütün bunların olabilmesi, başlı başına, Türkiye’nin çok tuhaf bir ülke olduğunun işareti. “Tuhaf” derken, hiç eşi benzeri görülmemiş bir fenomen olduğumuzu düşünmüyorum; benzerlerimiz var, var da, olmak istediğimiz ya da olduğumuzu iddia ettiğimiz yerde yok. Bu tür olaylar Birmanya’da olabilir ve bir şaşkınlık duygusuna yol açmaz. Ama siz Birleşik Krallık’ta ya da Holanda’da veya ordusu çok etkin olan Amerika’da, baştan alalım, iki generalin darbe hazırlığı yapma suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanabileceğini hayal eder misiniz? Ya, böyle bir olay olduktan sonra, o generallerin o ülke silâhlı kuvvetleri adına ziyaret edileceğini düşünebilir misiniz?
Amerika’da, İsveç’te, Avusturya’da, siyasete ilgi duyan her sıradan yurttaşın “Acaba bu yıl kim Genelkurmay Başkanı olacak, kim emekliye sevk edilecek” diye merakla terfileri izlediğini, kimin ne olduğu belli olduktan sonra, “Bu durumda memleketin gidişatı şöyle şöyle olur” diye yorum yaptığını düşünebilir misiniz? Herhangi bir Batı ülkesinde medyanın silâhlı kuvvetlerden gelen “mesaj”ları yorumlamak konusunda uzman kesildiğini gördünüz mü veya böyle bir şeyin mümkün olduğunu alınızdan geçirdiniz mi?
İspanyol Kara Kuvvetleri Komutanı’nın post-modernizm hakkında ne düşündüğünü biliyor musunuz veya hiç merak ettiniz mi?
Otuz beş, kırk yıl önce belki İspanya’da da, bir Kuvvet Komutanı’nın, post-modernizm olmasa da, bazı konularda ne düşündüğünü merak edenler çıkabilir, böyle bir merak normal karşılanabilirdi. Ama İspanya “demokrasiye geçtik” dedi ve ne tuhaftır ki sahiden geçti. Meclis basan yarbayı da “İspanyol Silâhlı Kuvvetleri” adına kimse ziyarete gitmedi. Sanırım bu da, İspanya’nın demokrasiye geçmiş olduğunun kanıtlarından biriydi.
Burada biz nereye geçtiğimizi iddia edersek edelim, hep aynı noktada duruyoruz. Başka ülkelerin bir tarihi oluyor; bizimse Silâhlı Kuvvetler’imiz var, onun için tarihimiz olamıyor.
İki durumda yaşıyor, varoluyoruz: ya Silâhlı Kuvvetler darbe yapmış oluyor, ya da darbe yapmalarını bekliyor oluyoruz. Bunun “terminolojisi” değişebiliyor. “Darbe”den “ayar”a geçiyoruz: “balans ayarı yapıldı” diyorlar. “Ha, iyi, balans ayarı yapılmış” diyoruz. Dün, Fikret Bila, “İlker Paşa’dan ayar” diye bir başlık beğenmiş. Demek ki bir Genelkurmay Başkanı’nın yerine bir başka Genelkurmay Başkanı gelince, o kendi “ayarını” yapacak. Bize de “X Paşa”nın, “Y Paşa’nın”, “Z Paşa’nın” ayarlarını öğrenmek, hayatımızı ona göre düzenlemek düşecek –Allah’tan medyamız var, bu işin inceliklerini öğrenmiş, her yeni ayarda “5 mesaj”, “7 mesaj” falan diye ayarları deşifre edip bize bildiriyor.
Böylece, “Bölgenin en üst düzey komutanının gitmesi, ziyarete verilen önemin göstergesi. Ancak izin alınması ve sivil plakayla gitmek, sivil otoriteye saygı belirtisi” gibi gerçekten akıllara seza skolastik yorumlarla yaşamaya devam ediyoruz. Şu “gösterge” ile “belirti” dengesinin inceliğine hayran ola ola.