Unkapanı köprüsünü geçip Valens kemerine yaklaşırken, sağda, yamacın üstünde, Pantokrator (veya Zeyrek camii) görünür. Cadde düzeyinde de, bu yamacın dikliğini meydana getiren, büyük ölçüde tuğla yapı vardır. Bunun bir sarnıç olduğu bilinir. Ben de böyle bilirdim ama içine hiç girmemiştim. Türkiye’de böyle yerlere nasıl, nereden girildiğini bir devlet bilir, bir de berduşlar (alaturka “clochard”lar). Devlet bilir ama bir baktıktan sonra –özel bir ilgilenme nedeni yoksa- kapatıp gider. Berduş, buna rağmen içeri sızmanın yolunu bulur.
Devletin “kapatıp gittiği” yer, neresi olabilir? Aslında, her yer olabilir; ama bu yer Bizans’tan kalma ise, ihtimal müthiş artar. Devletin oynadığı bu rol ise, Bizans ile Berduş arasında “simbiotik” bir ilişki kurulmasına yol açar. Laleli’deki Rotunda beter bir çarşı mekânına dönüştürülmeden önce, ayı oynatanlar, ayılarıyla birlikte orada gecelerdi. Ahırkapı’da Hristos Philanthropos klisesinde bildiğim kadar ayısız berduşlar yatıp kalkıyor. Dediğim bu sonuç da böyle bir yatakhaneydi. Ama bu, binanın gayri resmî işlevi. Resmî olanı da varmış: Hal’in Haliç’te olduğu zamanlardan başlayarak, bu serin mekânda, limon sarartılırmış. Böyle bir ticarî işlev de olunca, buralara artık hiç ayak basamıyorsunuz.
Şimdi burada restorasyon yapılıyor. Epey ilerlermiş, ama daha epey iş var. Görünüşü doğrusu çok etkileyici.
Yazının devamını okumak için tıklayın.