Olağan yazımı bıraktım bir kenara. Bir kitap tanıtımının son yazısı olacaktı bu yazı, ama 35 Kürt insanının öldürüldüğü haberi internete düştüğünde o yazıyı tamamlayamadım, virgülüne nokta koyamadım.
Nedir bu halkın bitmeyen acısı, çilesi, uğradığı zulümler, işkenceler, ölümler! Depremler vurur, yolları kapatan karakış vurur, hastalık vurur, işsizlik vurur, jetler vurur, devlet vurur... Varım der vurulur, dilim der vurulur, acılı türküsünü söylemek ister vurulur, onurunu korumak için ayağa kalkar vurulur, barış der yine vurulur.
Hep vurulur.
Sonra da “ekmek bulamıyorlarsa niye pasta yemiyorlar” mantıksızlığındaki şımarık saray şaşkınları sorar; “Bu halk neden bu denli öfkeli?”, “Her şeyi veriyoruz daha ne istiyorlar?”, “Devlete niye güvenmiyorlar?”
Geçen gün Leyla Zana ne istediklerini bir kez daha söyledi. Bilenler bildi, bilmeyenler duydu, duymayanlarsa yukarıdaki sorularını sormayı sürdürdü.
Duyma özürlülerinin tedavisi mümkündür, ama duymak istemeyen sağırlarınki asla...
Taraf’ın verdiği haberde görüyoruz, çoğu çocuk, 12 yaşında olan da var içlerinde. Tek tek adlarını yaşlarını okurken yüreğime bir ateş düştü, neredeyse bir ailenin tüm çocukları: Çetin Encü, Bedran Encü (12), Erkan Encü (13), Şıvan Encü (14), Mehmet Encü (15), Savaş Encü(15), Bilal Encü (15), Orhan Encü (15), Şervan Encü (16), Cemal Encü (16), Fadıl Encü (16), Vedat Encü (16), Cinan Encü (16), Mahsum Encü (16), Salih Encü (17), Serhat Encü (17), Nevzat Encü (20), Hamza Encü (22), Selam Encü (22), Zeydin Encü(22), Fikret Encü, Hüsnü Encü (27), Selahattin Encü, Selman Encü (40)... Yalnızca ölen çocukların değil geride kalan Encü ailesinin büyük acısıydı içime düşen.
Yazının devamını okumak için tıklayın.