Birkaç yazı öncesinde bir kaygımı dile getirmiş, böyle giderse “kapıdan kovulan Ergenekon bacadan girer” demiştim. Girmeye başladı bile. Bana bunu söyleten kaygı son zamanlarda doluluk oranı artan cezaevleriydi. Davalar uzadığı için uzun tutukluluk hali hem içeride hem yurtdışında giderek yükselen tepkilere neden oluyordu. Bunun üstüne KCK tutuklamaları geldi. Yanı sıra terörle mücadele adı altında ifade ve örgütlenme özgürlüğüne vuran gözaltı, tutuklama veya soruşturmalar, açılan davalar var.
Böylece bileşik bir ortak tepki oluşmakta
Doluluk oranın artması turizm için sevindiricidir ama cezaevleri ne turistik oteldir ne de tutuklananlar turist. Yargılananlar adi suçlar değil siyasi suçlar nedeniyle yargılanmaktalar. Adi suçlarda bile cezaevlerinin aşırı dolması kamuoyunda basınç yaratır, çoğu kez siyasi çıkar amaçlı yapılmış olsa bile çıkarılan genel af bu basıncı azaltmak için yapılır. Bir aftan söz etmediğimi “aman ha yanlış anlaşılmasın” diyerek eklemeliyim, sözünü ettiğim şey ortada olanın siyasi bir dava oluşudur. Bir yandan Ergenekon davalarıyla ordunun tepelerine, çeteler nedeniyle polise ve eski siyasilere, başbakanlara uzanan, öte yandan KCK tutuklamalarıyla Kürt meselemize vuran siyasi davalar bunlar. Yani basıncın çok güçlü olacağı açıktır.
Şike nedeniyle tutuklamaların dahi futbolla ne kadar ilgili olduğu veya hiç olmadığını kıyamet koparan “Şike Yasası” rezaletiyle gördük. Gördük ki boğazına kadar siyasi bir meseleymiş bu şike meselesi de. O kadar ki tükürdüğünü yalamamakla ünlü Bülent Arınç’a bile tükürdüğünü yalattı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.