Geçtiğimiz pazartesi günü Canan Barlas’ın “Konuşulmayanlar” programına Mete Tunçay, Murat Belge ve ben katıldık, güncel konular ve tarihe uzanan güzel bir söyleşi oldu. O programda bir kitaba işaret etmiştim, Mete Tuncay da biraz bilgi vermişti. Programda sonra bu kitapla ilgili ayrıntı vermemi isteyen arkadaşlar oldu.
Son yılların hayırlı tartışmalarından biri milliyetçilik üstüne olan tartışma. Kürt meselemiz ve Ermeni sorunu, Ergenekon/ Susurluk/ derin devlet düğümleri ve siyasi gerilimler bir yandan tarihe olan ilgiyi arttırırken aynı zamanda milliyetçilik konusunu kamuoyunun ilgi odağına taşıdı. Geçmişle yüzleşme ihtiyacı bu ilgiyi daha da arttırıyor. Daha genelde ulus-devlet tarihsel modelinin çözülme eğiliminde oluşu yalnız bizde değil bütün dünyada milliyetçiliği güncel bir tartışma konusu yapıyor.
Ne var ki, bir olguyu veya süreçleri bütün yönleriyle ele alıp, benzerler ve benzemezleri, yarı benzerlikleri ayırt ederek somut analiz yerine, kolaycığın ve/veya çeşitli nedenlerden kaynaklanan oportünitenin doğurduğu indirgemecilikle, çoğul nedenlere bağlı bir sonucu tekil bir nedene indirgeyerek açıklama eğilimi hayli yaygın bir düşünce tarzını oluşturuyor. Böylece bir sorunu doğuran nedenlerin hiyerarşik yapısı bozuluyor, o sonucun doğmasındaki dinamikler görülmez oluyor, uzak ara ilişkiler kuruluyor. Başınız mı ağrıyor, ayağınızdaki nasırdandır! Bütün bu yanlış yorumlama, yanlış analiz yöntemleri o sorunu çözmede de doğru veya etkili müdahaleleri önlüyor.
Araçsal tarih anlayışı
Kürt sorununa bakışımız mı eleştirilecek, “solcu ideolojik saplantı” her şeyi açıklamanın anahtarı oluyor, solun geçmişi, sosyalizmin yanlışları, Sovyet deneyi mi eleştirilecek “Stalinizm” can simidi oluyor, her şey onunla açıklanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.