MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrılması olayının düzünden okunabilir bir olay olmadığı açık. Aslında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Başbakan’ın gözde kadrolarından biri olduğu düşünülürse bu olayın, hedefi siyasi iktidar olduğu açık olan bir darbe niteliği taşıdığı su götürmüyor. Genel kanı da bu zaten. Fidan savcıya gitmek yerine Cumhurbaşkanı makamına çıktı, Başbakan, Fidan’ın arkasında durdu. Kanımca şimdilik kaydıyla doğru yapıldı ama mesele ne bu kadarlık bir mesele ne de bu kadarıyla kalabilir.
Ortada devlet içi bir hegemonya kavgası var.
Hemen her köşe yazarı yorumlarında merkeze, Oslo görüşmelerini daha doğrusu PKK ile ateşkes ve silah bırakma müzakere sürecini alıyor ki, doğru bir yaklaşım bu. Dünyanın başka köşelerinde yasadışı ilan edilen gerilla örgütleriyle devlet arasında benzer görüşmelerin yapıldığı sır değil. Öyleyse esas mesele “niye görüştün” meselesi olamaz. Böyle bir soruyu hiçbir savcı soramaz; hele Türkiye gibi bu tür işlerin hukuk devleti yoluyla açık biçimlerde değil de, derin biçimde götürülmesinin tali değil asli bir yöntem olduğu bir ülkede böyle bir soru sormayı aklına bile getiremez. Eğer sorarsa sorduğu mesele yine de niye görüştün meselesi değil başka şeydir.
Bu nedenle bu konuyu devlet-AKP-PKK ekseninde ele almazdan önce, bizdeki siyaset yapma biçiminin gelenekselleşmiş haline dikkat çekmek doğru olur. Meselenin diğer yönleri bana göre tali yönlerdir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.