MİT- Yargı- İktidar kavgasında en çok konuşulan konu Gülen Cemaati oldu. Gülen Cemaati üstüne herkesten fazla bilgiye sahip değilim. Bu alanda uzman sayılan yazarların yazılarını, Cemaatçi olarak adı geçen yazarları dikkatle okumaya çalıştım. Sonuçta beni asıl ilgilendiren şey, Cemaat’in ne olduğundan çok Cemaat-iktidar ilişkilerine dair basının aldığı tutum, gösterdiği ilginç yaklaşım oldu.
Gülen Cemaati’yle ilgili derinlemesine bilgim olmasa da, cemaat tipi toplumsal örgütlenmelerin Osmanlı’da yeri ve rolü konusunda dünden farklı olarak biraz daha derine inen bilgilere sahibim. Hem Osmanlı’nın kuruluş özelliğinden, hem Anadolu İslam’ından gelen özgün ilişkiler üstüne doğan cemaat tipi örgütlenmeler son derece doğal örgütlenme tipidir. Cemaat denince bizdeki yerleşik önyargılar akıllara hep din merkezli imgelemeler getirir, bir cami cemaati gibi. Kuşkusuz o da cemaattir ama cemaat kavramı daha geniş bir anlama sahiptir. Din bağlamlı olsa bile daha geniş anlamıyla inanç bağlamlı topluluklardır cemaatler; devlet yanlısı egemen inançlar üstüne oturabildikleri gibi genellikle devlete mesafeli toplumsal örgütlenmelerdir. Mezhep ve tarikat farklılıkları üstüne oturan örgütlenmeler cemaat tipi örgütlenmelerdir. Osmanlı’da sivil toplum örgütlenme biçimleridir. Sonuç itibariyle cemaat “topluluk” anlamınadır.
Osmanlı toplum ve idari yapılanması içinde, bu cemaat tipi örgütlenmeler çoğu zaman toplumsal/siyasal muhalefet rolünü üstlenmek gibi önemli bir işleve de sahiptirler. Bu yapılanmaları tasfiye etmede bütün kararlılığına karşın Kemalist rejimin en başarısız olduğu alan da yine bu alan oldu.
Çok topluluklu anlayış
Aydınlanma çizgisi üstünde gelişen Batı tipli modernist tasavvurun vaat ettiği salt vatandaşlık haklarına dayalı homojen toplum anlayışı bugün Batı’da dahi kalıcı olamamıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.