“Özgürlükler sınırsız olmaz” klişesinin devamı olan bir klişe daha var: “Demokratik özgürlükler onu boğmak için kullanılamaz” klişesi. Sırf çok tekrarlandığı için insanın kulağına mantıklı gibi gelen bu önerme, gerçeklikle bağı olmadığı, bu bağ koparıldığı için yanlış. Yanlış olmasının ötesinde tehlikeli biçimde yanıltıcı da.
Bana tarih boyu bir tane toplum gösterin ki demokrasi ve özgürlüklerin çokluğu nedeniyle boğulmuş olsun. Gösteremezsiniz. Durum tam tersidir çünkü. Bu klişe açlıktan ölme sınırında olan Afrikalı bir çocuğa “çok yeme sonra obez olursun” demeye benzer.
Gerçeklikle ilişkisi olmadığı halde bu klişe neden bu denli sık kullanılıyor?
Demokrasi korkusundan
Fakat ilginç olan şu ki, demokrasi açlığı içinde olanlarca da bu klişe tekrarlanıyor. Yani amaç hâsıl olmuş, klişe yabancılaştırma, aldatma görevini yerine getirmiş oluyor.
Oysa hepimiz biliyoruz ki tarih boyu demokrasi talebi muktedirlerin iktidar gücünü sınırlamak için gelmiş ve demokrasinin gelişmesi de bu yönde olmuştur. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin doğması da böyle olmadı mı?
Fazla demokrasinin boğulma yaratabileceği endişesini taşıyan bir mantık demokrasiyi “amaç değil araç” gören bir mantıktır. Oysa demokrasinin amacı veya demokrasi amacı daha fazlasına varmaktır. Sol olarak burjuva demokrasisini “tu kaka” diye gördüğümüz için kendimize dönük eleştiri yapalı yıllar oldu. Artık tartışılan bu değil. Ama bu eleştirimizi de doğru anlamak lâzım, yani bu ülkede burjuva demokrasisi vardı da onu reddediyorduk değil. Nerede o günler?
PKK nedeniyle bugün solu, solun demokratlığını tartışanlar farkında mı acaba, burjuva demokrasisi solu değil Türkiye’yi, iktidarı eleştiriyor; AİHM, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, AB.
Yazının devamını okumak için tıklayın.