Balıkçıların yer tayini için kullandıkları işaretler gibi siyasette de belirli sabit noktalar yakalayıp yön tayin etmek yararlıdır, aksi halde binlerce ayrıntı içinde insanın yönünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Ayrıntılar önemsizdir demiyorum tam tersine önemli olduğu için onları bir anlam bütünlüğüne kavuşturabilecek bir sabiteye ya da analizlerde bağımsız değişkene her zaman ihtiyaç vardır. Eğer kendinize esas aldığınız sabit nokta yanlış bir seçiminiz ise, olgularla test ettikten sonra bunu anlar sabitenizi değiştirirsiniz.
2000’li yıllardan beri olayları anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırken benim kerterizim hep “devlet” oldu. Özellikle 28 Şubat sürecini izlerken devleti merkeze alarak analiz yapmanın ne denli aydınlatıcı olduğunu görebilmiştim. Aynı zamanda sol olarak geçmişte devlet üzerine bir sürü teorik laf edip de kendimizin de içinde bulunduğu devleti hiç anlamadığımızı da daha iyi görmeye başlamıştım. Yeri geldikçe altını çizdiğim gibi 28 Şubat darbesinde, solun “Ne Refahyol ne Hazırol” sloganında çok veciz biçimde özetlenen tavrı aslında solun sorunlarının merkezine de işaret etmekteydi:
Devleti görememek.
Bizdeki devlet geleneğinin en özgün ve başarılı yanı da bu değil mi? Kendini gizleme başarısı yani. Hem her yerdedir, hem de hiçbir yerde. Çünkü kafalarımızın içindedir. “Aşkın”dır ama kendini “içkinleştirme” başarısı gösterdiği için onu tepemizde olarak göremeyiz. Osmanlı’dan gelen Doğulu topluma özgü bir yönetim biçimi geleneğidir bu. Kutsal antika-devlet geleneği. Devlet yönetimini hikmet-i hükümet olarak görmek. Böylece halktan gizli yönetimi, saydamsızlığı, derini meşrulaştırmak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.