Nereden bakarsanız bakın olan bitenin demokrasiyle açıklanabilir bir tarafı yok. Ne “özel yetkili” yargının varlığı demokratik ne de yargının bu özel yetkilerle MİT’e saldırısı demokratik, ne MİT-Emniyet kavgası demokratik ne de MİT’i korumak için kanun yoluyla tahkimi demokratik. Hele devletin tepesindeki çatlağı kontrol bahanesiyle Başbakan’a demokrasilerdeki kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyerek özel yetkiler vermek hiç demokratik değil.
Halk, devlete karşı toplumu koruyacak yasal değişiklikler beklerken gidişat tersine oluyor; bireyi, toplumu değil devleti korumak yine öne çıkıyor.
Bu çatışmada bazı şeyler artık aydınlanıyor. Kürt meselesi merkezdeki sorun ama bir taraf çözüm istiyor, öbür taraf istemiyor, çatışma buradan çıktı yorumu bana göre ikna edici değil. Buna inanmamız isteniyor yalnızca. Ya da bir taraf KCK operasyonlarının bu denli geniş tutulmasına karşı imiş, öbür taraf ise bastırdıkça bastıralım diyormuş. Böyle bir fark olabilir ama sırf bu yüzden bir savcı MİT Müsteşarı’nı “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağırır mı, ucunun siyasi iktidara, Başbakan’a gideceğini bile bile böylesi cüretkâr bir işe kalkışabilir mi?
Kürt meselesi bu krizin derindeki nedeni ama amili değil.
Kürt meselemiz vesayet devletini çözen nesnel bir etmen. Hep söylediğim gibi İslami muhalefetin yanısıra Kürt muhalefeti iki tarihsel muhalefet dinamiğinden birisi. PKK, BDP (DTP) çok siyasi yanlışlar yaptılar, geçmişte de eleştirdiğim gibi tek yanlı demokratik özerklik ilanı gibi, devamını KCK ile getirmek gibi, genelinde sol sekter siyaset gibi ama bütün bunlara rağmen Kürt ulusal uyanışı, kitlesel muhalefet devletin vesayetçi yapısının çözülmesinde en önemli rolü oynadı ve oynamaya devam ediyor ve edecek de.
Yazının devamını okumak için tıklayın.