Görmemişiz ne yapalım. Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a dokunulmuş olmasını tarihsel bir olay görüp sevindik. Üstüne düşündüğümde demokrasi yokluğunun bizi nasıl yabancılaştırdığını fark ediyorum. Nihayetinde bir insan cezaevine konuluyor. Çok eminim ki bizim gibilerin yattığı cezaevi koşullarında yatmayacak İlker Başbuğ. Diğer asker tutuklular da öyle aslında. Ama ne olursa olsun bir insan özgürlüklerinden mahrum kılınıyor.
Kuşku yok bir suç varsa kişi cezasını çekmelidir. Ama bizde bir terslik var. Devleti savunduklarını söyleyenler de, devletin hışmına uğrayanlar da cezaevinin yolunu tutuyor. Cezaevleri durmadan doluyor. Durumda bir sakatlık var.
Yakından baktığımızda sakatlık fark edilebilir; her durumda yine korunanın devlet olduğunu görebiliriz. Çünkü tutuklanan kişi gerçekte Genelkurmay Başkanı değildir, emekli Genelkurmay Başkanıdır. Bu dahi önemlidir bizim ülkemizde, buna kuşku yok, parmak sallayana parmak sallanmıştır, ama parmak sallarken değil, o parlak apoletlerini, o şaşalı üniformasını çıkardıktan, emekli olduktan yani vatandaş statüsüne geçtikten sonra. Oysa isnat edilen suç eskidir.
Parmak sallarken görevinden alınmış olsaydı bana göre sivil demokratik teamüllerin yerleşmesi açısından tutuklanmasından çok daha etkili bir siyasi fiil ortaya çıkmış olurdu. İşte o zaman korunanın devlet değil vatandaş, sivil demokrasi, sivil iktidar olduğunu anlardık. Ve asıl o durumda caydırıcılık işler ve görev başındayken devletin üst görevlilerinin suç işleme eğilimlerinin önü alınmış olurdu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.