Başbakan’ın kaçak işçi olarak ülkemizde yaşayan Ermenileri rehine gibi görüp sınır dışına sürme tehdidi vicdanları kanattı. Vicdanlar ses vermeli ve Başbakan özür dilemelidir. Yalnız Ermenilerden değil hepimizden de. Hrant Dink katledildiği zaman “Türk olduğumu ilk kez hissettim ve utandım” diye yazmıştım. Yine utandım. Benim ülkemin başbakanının sözlerinden dolayı.
Başbakan Çanakkale savaşı nedeniyle yaptığı konuşmada “Tarihimiz temizdir” demiş. Ötesini bırakalım ama ne bizim ne bir başka ulus-devletin tarihi temizdir. Tepede birileri masa başına geçer ellerine bir cetvel alır sınır çizgisi çekerler, ardından tel örgüler çekilir ve böylece iki ulus-devlet doğar. Daha önce birlikte yaşamış olan halklar ve hatta aileler, sevgiler, dostluklar, aşklar bölünüp parçalanır. Tüten ocaklar söner, bağ bahçe dağılır. İki devlet arasında düşmanlık da böylece başlamış olur. Öteki devletin ulusundan olanlar bu devlette bir gecede azınlık statüsüne düşer ve rehine muamelesi görürler. Sonra gelsin resmî tarih yazımı! Aynı topraklarda farklı ulusların ortak yaratmış oldukları kültür ve uygarlıklar tarihi, ötekiler yok sayılarak, yüceltilmiş tek bir ulusa maledilerek yeniden yazılır. Gençler bu yalancı tarih bilgisiyle eğitilir.
Ulus-devletlerin kuruluş hikâyesi ezcümle böyledir.
1924’te Büyük Mübadele’yle bir milyon Rum Yunanistan’a zorla göçürüldü, beş yüz bin Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye. İçerde kalanlar ise kendi topraklarında, yurtlarında, bir gecede “azınlık” statüsüne düşüverdiler. Yetmedi, Atatürk ve Venizelos arasında imzalanan Seyr-i Sefain antlaşması gereği Türkiye’ye yerleşmiş, otuz yıl boyunca aile ve iş kurmuş Yunan uyruklular 1964’te Kıbrıs “milli davası” patlayınca rehine olarak dış politika malzemesi yapıldılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.