Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandum için miting meydanlarında yaptığı konuşmaları izliyorum. Söylediklerinden çok tavrını, duruşunu. Söyledikleri siyasi açıdan henüz kalıcılığına güven duyulan sözler değil. Bunu herkes görebiliyor. Bu nedenle söylediklerinden çok çizmeye çalıştığı imaj daha önemli geliyor bana. Kafasına geçirdiği kasket o imajın simgesi.
Kasketli Kılıçdaroğlu ya da “Halkçı Kemal”
Evinde, parti binasında, sokakta kasket takmayıp da miting alanlarında kasket takmanın iğretiliği nasıl da görülemiyor? Fakat, bu sırıtan çelişki basit bir imaj yaratıcılık hatası değil, tarihimizle bağlı bir ironi. Bizde Cumhuriyet tarihi fötr şapka ve kasketin derin çelişkisinin tarihidir denebilir. Bülent Ecevit de miting meydanlarında mavi gömlek giyer kasket takardı. İğreti gelmemişti kimseye. Çünkü zamanı ve CHP’de yapmak istediğiyle kasketi bir çelişki yaratmıyordu.
Tek parti döneminden beri CHP, balo kıyafetlerini, yani fötr şapka ve kuyruklu siyah frakı siyasetin sokağa da yansıyan simgesi haline getirmişti. Balo salonlarındaki insanlarla, onları uzaydan gelmiş yaratıklar gibi şaşkınlıkla izleyen fakir, perişan Ankara halkı arasındaki büyük kopukluk Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında çok iyi anlatılır. Bu kıyafet taklitçi, özentili Batılılaşmanın siyasi bir figürüydü. Bu tür taklitçi Batılılaşma ya da taklitçi modernizm, Kemalist Cumhuriyet rejiminin sahibi bürokratik elitin “Halka rağmen halk için” felsefesiyle çok uyumluydu.
Devir değişmişti. 1945’lere gelindiğinde artık tek parti rejimi ve felsefesi iflas etmişti. “Devlet bizimdir” diyenler “Yeter, söz milletindir” şamarını yemişlerdi. Şimdi millet, devlet olmak istiyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.