En kötüsü ama, ‘...gibi’ olmak en kötüsü bile olamamaktır. Kötü gibi ama kötü de değil, iyi gibi ama iyi de değil, güzel gibi, güzel de değil... demokrasi gibi ama demokrasi de değil. Gibi yapmak bünye benzerliğiniz olmadığı halde bir şeyi taklit etmektir. Benzeme çabaları üstünüzden dökülür, başkasının elbisesinin ya kolu kısa gelir ya paçası, eteği uzun. Sırıtır.
Görüntünün sakilliği bir yana daha da kötü olan şey benzemek istediğinize asla ulaşamamak, hep “...gibi” kalmaktır. Çünkü sizdeki değişimi doğuracak sahici dinamikleri “...gibi” olmakla bastırmış, zayıflatmış, giderek öldürmüşsünüzdür. “Ben oyum” diyorsanız, o olduğunuza inanıyorsanız, o olmaya çalışmazsınız. Güzel olduğunuza inanıyorsanız neden güzelleşme gayreti içinde olasınız ki? Her şeyi bildiğinize inanıyorsanız neden bilmeye çaba harcayacaksınız ki? Yaptığınız her şeyin doğru olduğuna iman etmişseniz kendinizle neden yüzleşeceksiniz ki?
Kendinizi eleştirmeye, geçmişle yüzleşmeye ihtiyaç duymamaktan daha kötüsü var. Artık “...gibi” olmak yerleşik bir davranış biçimi halini almışsa kendinizi eleştirmeyi de, geçmişle yüzleşmeyi de “gibi” yaparsınız. Eleştiriyormuş gibi, yüzleşiyormuş gibi... Böylece eleştirinin de, yüzleşmenin de içi boşalır.
Boşalır çünkü kendimizi eleştirmek, geçmişle yüzleşmek gerçek, sahici bir ihtiyacın itkisiyle yapılmış değildir, öyle yapmanın iyi olacağı düşünüldüğü için yapılmıştır, geçmişten duyduğunuz sahici bir utanç, bir acı, bir anlama ihtiyacıyla değil.
Resmî siyaset, bizde “gibi yapma” siyasetidir
Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze dek sürüp gelen sosyal siyasetimizi ve yerleşik siyaset kültürümüzü, tepki veya tepkisizlik nedenlerimizi masaya yatırdığımızda bu hâl ve gidişimizi en özlü anlatan tanımın “.
Yazının devamını okumak için tıklayın.