AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Başbakan Erdoğan’ın konuşmasının bir bölümüne dün değinmiş ve ABD’li ünlü yazar Auster’e yönelik sözlerini eleştirmiştim. Aynı konuşmada yine eleştirimi çeken bir başka sözleri vardı Başbakan’ın. Hayli problemli olan bu ifadelere ilişmeyi ise bu yazıma bırakmıştım.
Önceki yazımda Başbakan’ın söylemiyle ilgili itirazım burada aynıyla geçerli. Şöyle demiştim: “İktidar kibri demokrasiyle bağdaşmaz. Bir başbakan yalnız kendine oy verenlerin başbakanı değildir, bir ülkenin başbakanıdır. O ülkede kendi gibi düşünmeyenlerin de olduğunu unutmamak zorundadır. Elbette biliyorum, bir siyasi partinin görüşleri, programı, çizgisini savunarak oraya gelmiştir, kendisinden renksiz olmasını beklemek yanlıştır. Muhafazakârsa kuşku yok bunu ifade edecektir ve bu onun meşru hakkıdır, icraatları da o yönde olacaktır. Ama burada kırılgan ince bir ayrım da var.”
Bu kırılgan ince ayrım inanç meselesine gelince hiç de ince düşmüyor, özellikle bizim ülkemizde. Ve o durumda söylenenler yalnızca söylemde özensizlik sınırını aşıyor, basbayağı demokrasiyi, din ve inanç özgürlüğünü ilgilendiren siyasi bir mesele halini alıyor.
İl Başkanları Toplantısı’nda Başbakan’ın şu sözleri tepki çekmeyi sürdürüyor: Başbakan, “Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım. Sayın Kılıçdaroğlu, sen bizden, muhafazakâr demokrat parti kimliği sahibi AK Parti’den ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsun? O belki senin işin olabilir, senin amacın olabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.