Önümüze düşen bir konu üstüne ne kadar zaman ayırabildiğimize takıldı kafam. Hızlı akan bir film seyrederken önümüzden geçen film karelerini algılama süresi ile yavaş seyreden bir filmin karelerini algılama süresi aynı olmaz. Bilgi çağındayız diyoruz ama bu tanımlamayla ciddi biçimde çelişen bir algı-zaman darlığı içindeyiz. Önümüze kovalarla enformatif veri dökülüyor. Veriler bilginin kendisi değil ham maddesi. Zaman ayırıp onları işlemedikçe bilgi verisi olarak kalırlar ama asla bilgiye dönüşmezler. Un vardır, şeker vardır ama helvaya dönüşmezler.
Hız çağında olduğumuzu da söylüyoruz. Bilgi çağı ile hız çağı sanki birbiriyle çelişir gibi duruyor. Koşarken ne kadar düşünülebilirse o kadar düşünebiliyoruz. Bu durum hiç de iyi değil. Değil çünkü bilgi çağında bilgi dolaysız değiştirici güç haline geldi. Değiştirmek istediğimiz durumlarla derinliğine bilgi sahibi olmak ve bilgiyi doğru kullanmak sonucu tayin ediyor.
Nasıl ki, ülkemizde İslâm ve Batı, İslâm ve Modernizm, bağlı olarak İslâm ve laiklik patlayan güncel bir mesele nedeniyle tekrar tekrar önümüze geliyor ama sonra bir başka mesele gündeme düştüğü için unutup gidiyorsak, dünyada da durum benzerdir. Bir Salman Rüştü olayı patlıyor, İslâm Dünyası tepki ile ayağa kalkıyor, bu tepki Batılı karşı-tepkiyle karşılaşıyor ama bir süre sonra tepkiler yatışıyor, insanının koruyucu zihinsel yetisi devreye giriyor ve olay unutuluyor. Unutuluyor ama yeniden bir kıvılcım çakana dek. Bir başka kez de karikatür kriziyle, çözülmemiş bu sorun kendini duyuruyor.
Bugünlerde bir çatışma, bir gerginlik nedeniyle değil de ABD Başkanı Barack Obama’nın İslâm âlemini ziyareti nedeniyle İslâm ve Batı meselesi tekrar gündeme geldi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.