Abdal’a sormuşlar “Ne zamandan beri delisin”, “Bildiğimden beri” demiş. Bilmek iyi değil, daha da kötüsü sezmek, sezgi bütün sinir uçlarınızı harekete geçiren ve sürekli gerilim yaratan kaygıların kaynağı. Her an köşeden hangi tehlikenin çıkacağını düşünerek tetikte olmak, sürekli kaygılı olmak akıl ve ruh sağlığına da zarar. Abdal olmak ise her kula nasip olmayan zor zanaat.
Gelecekle ilgili sorumluluk duymamak mümkün olabilse bu durum belki de katlanılabilir olurdu, yani yalnızca seyreden olabilseniz, yalnız kendi doğrularınızın efendisi kalabilseniz mesele kolaydır. Ne o ne o derseniz, yeri gelince de hem o hem o dersiniz olur biter. Kontrolü sizin elinizde olmayan koşullar içinde karşınızdakilerin ne yapacağı size bağlı olmayan durumlarda doğru tutum alabilmek cesaret isteyen bir mesele.
Tarihi insanların yaptığını ama devraldıkları miras içinde yaptıklarını unutmak gerek. Bütün mesele bu mirasa mahkûm olmayıp onu değiştirebileceğimiz yolları bulabilmekte. Bu mirası yok sayma şansına hiç kimse sahip değil, eğer kendimizi Tanrı gibi görmüyorsak, gerçek tekelimizde demiyorsak. Başka deyişle bütün mesele eski yanılışları görerek, onları tekrar etmeksizin yeni yanlışlar yapmayı göze alabilmekte.
Ne olacak?
Bugünlerde Dünya ve Türkiye’de açık veya örtük, bilinçli veya bilinç dışı sorulan soru “Ne olacak” sorusu. Ne olmakta olduğunu ve ne olacağını kimse tam olarak bilmiyor. Biliyormuşuz gibi yapmamak gerek. Soğuk Savaş’ın bitiminin hemen ertesinde dünyayı iyimser bir hava sarmıştı, oysa bugün Soğuk Savaş’ın bitip bitmediği dahi soruluyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.