Elazığ depreminde hayatını yitirenler için üzüntülerimi dille getirmek istiyorum. Yakınlarını yitirenlere başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyorum. Her depremden sonra olduğu gibi yine ilgililer ve yetkililer, uzmanlar konuştu. Söylenecek yeni ne var ki? Fotoğraf ortada. Fazla söze gerek var mı?
Kerpiç evler...
Deprem üstüne üzüntülerimi dile getirmekten öte söylenecek bir söz bulamıyorum. Söze değil dikkate gerek var. Bu dondurucu kışta hükümetin yaraları sarma konusunda yapabileceklerinin hepsini yapıp yapmadığını izlememiz gerek.
Siyasetin sıcak gündeminin bu yöredeki halkımızın acılarını, çaresizliklerini, sıkıntılarını unutturmasına izin vermemek gerek.
Bu izleme görevi büyük ölçüde basına ve sivil toplum kuruluşlarına düşüyor.
Elazığ bölgesinde deprem ilk değil.
Doğu, Güneydoğu bölgesi deprem yatağı. Bingöl, Varto depremleri tarih öncesinde olmadı. Bingöl depreminin tarihi 2003. Köylüler devlete başvurarak kaç kez yardım istemişler, yardım gelmediği gibi, gelen memurlar kerpiç evlere sağlam raporu vermiş.
Olur şey değil. Depremler değil ama kerpiç evler bana depremle demokrasi arasındaki bağı hatırlatıyor. Japonya’da da depremler oluyor, sürekli oluyor, fakat her halde kimsenin aklına depremle demokrasi arasında bağ kurmak gelmiyordur, gelmez. Niye gelsin ki?
Benim geliyor. Bizde gelir. Gelmeli de üstelik. Ülkemizdeki depremler sonucu yıkımlar ve can kaybıyla demokrasi arasındaki nedensellik bağı hiç de uzak ilintili, zorlama bir bağ değil kanımca.
Japonya ile bizde cumhuriyetin kuruluşu hemen hemen aynı modernleşme periyoduna denk gelir ve benzerlikler de taşır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.