Ağıtlara, deyişlere sızmış olan insanlık ayıbı Dersim katliamı muhafazakâr bir partinin genel başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzında tarihin dile gelmesiyle kendini bir kez daha duyurdu. Bu katliamı dile getiren ilk kişi değil kuşkusuz ama dile getiren ilk başbakan ve özür dileyen ilk devlet adamı olarak Tayyip Erdoğan’ın tarihe iz bıraktığına kuşku yok.
Yalnız bu değil, daha önemlisi, Dersim nedeniyle yapılan yüzleşme çağrısı, Başbakan’ın niyetinden bağımsız olarak 1915 nedeniyle Ermeniler, varlık vergisi uygulamaları gibi uygulamalarla zulmedilen Yahudi, Rum ve tüm diğer azınlıklara karşı da yüzleşme davetidir aslında.
Yalnız bu da değil komünistlere, sosyalistlere yapılan zulüm karşısında da özür borcu vardır. TKP önderleri Mustafa Suphilerin Karadeniz’de hunharca katledilmesi nedeniyle de devlet özür borçludur.
Yüzleşme öyle bir şey ki tek yüzü yok
Herkesi de kendi geçmişiyle yüzleşmeye davet edicidir. Şeyhi Sait İsyanı’yla ilgili TKP’nin ve Komintern’in o tarihlerdeki ve sonraki Kürt sorununa bakışını kendi yanlışımız olarak birçok yerde eleştirdim. Geçmiş tarihlerde de TKP içinde parti adına özeleştiri yapanlar oldu. Fakat Dersim katliamı nedeniyle açıkça, apaçık kolektif olarak özür dileme borcumuzu ortadan kaldırmıyor bu özeleştiriler.
Bu nedenle kendi adıma ve bu duygularımı paylaştığına inandığım yoldaşlarım, dostlarım adına Dersim katliamına TKP’nin yanlış bakışı nedeniyle açıkça özür diliyorum. Ne var ki bu borç yalnız sözle değil bugün Kürt halkının yanında olarak ve baskılara karşı durarak ve dünkü yanlışa neden olan Kemalist milliyetçiliği bugün de eleştirerek, vesayetçi devlete karşı çıkarak ödenir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.