Sol olarak başarısızlıklarımızın ve demokrasimizin güdüklüğünün nedenlerine kafa patlatırken yıllar önce tarihin bir dönemi çok ilgimi çekmişti. Bugüne dair sorularımıza aradığımız yanıtların önemli ölçüde tarihin bu kesitinde gizlenmiş olduğu konusunda sezgisel bir eğilimim vardı. Sözünü ettiğim tarih 1800’lü yılların ikinci çeyreğinden 1930’lu yıllara uzanan zaman aralığını kapsamakta.
İmparatorlukların çözüldüğü ve yerini mahşeri bir kaynamanın, kargaşanın aldığı bir tarihî dönem bu. Eski yıkılıyor ama henüz yeninin ne olduğu, nereye gidileceği belli değil. Fakat hiç kuşku yok ki sıradan olmama anlamında büyük devrimci bir kabarma var. Milli uyanışlar ve milliyetçilik akımları, milli devletlerin doğuşu başat eğilimi oluşturuyor. Fakat aynı zamanda 1789 Fransız Devrimi’nin ateşlediği özgürlükçü ruh ve fikirler, sosyalist düşünce akımlarıyla birlikte iç içe geçen karmaşık bir zihniyet dünyası oluşturuyor. Başat eğilimin milliyetçilik olması nedeniyle bu çok parçalı zihniyet dünyasına ve buradan çıkan siyasetlere milliyetçi etiketini yapıştırmanın bu somutluğu kavramaya yetmeyeceğini de sezmekteydim.
Birbiriyle mahiyet farkı olsa da Troykayı çeken atlar aynı yöne koştukları gibi her birinin gücü öbürüne katılıyor ve çekimin ivmesini yükseltiyordu. “Etnisizm, Modernizm ve Sosyalizm” yönündeki bu çok güçlü üç akıma bu nedenle “Mahşerin troykası” yani “üç atlısı” diyorum. Birbirinden farklı ama birbirini etkileyen ve etkilenen, birbirine karışarak vektörel bir doğrultu yaratan bu durum beni, daha spesifik olarak değişimin dinamikleri üstüne dünden farklı düşünmeye yöneltmişti.
Sol, sosyalizm üstüne tartışmaları, geçmişin eleştirisini “bitti, bitmedi” gibi kısır bir eksende götürmek yerine düne dair bilgi ve deney birikimlerimize dayanarak bu sorular için önce aydınlık bir alan yaratmak çok daha ciddi bir yaklaşım olmaz mı? Hele bitti deniyorsa, bittiğini ispat için bu enerjik çaba niye?
Kendi adıma söylersem “Marksist solun yenilenmesi” üstüne tarihsel TKP ve TBKP sürecinde giriştiğimiz eleştirel çabaları ve devamı olarak kendi düşüncelerimi önümüzdeki günlerde daha sistematik olarak aktarmaya çalışacağım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.