“Sessizlik yine de iyi” başlıklı önceki yazımda, PKK’ye yönelik askerî operasyonların sürmesine rağmen Mesut Barzani’nin Türkiye’ye gelişinden sonraki birkaç günlük sessizliği düşünerek, “acaba mı?” demiştim, acaba bir umut ışığı yanar mı? Beklediğim şey bir sihirli flüt sesiyle bir gecede barışın gelmesi değildi, yalnızca ufak bir ışık, biraz sakin düşünme zamanı kazanmaktı. Zira işler öylesine kötüye gidiyordu ki azıcık kapı aralanmasına ihtiyaç vardı. Günün, karanlığın en kesif olduğu zamanda ağarmaya başladığını bilmenin getirdiği bir umut benimkisi. İnsanlığın iyi geleceğine olan “ütopya” derecesinde iflah olmaz bir umut!
Biraz sessizlik, soğukkanlı düşünmeye biraz yatırım yapma ihtiyacı yalnızca PKK-Devlet çatışması nedeniyle doğmuyordu. Son zamanlarda bir yandan Susurluk çetesi ve derin devletle ilgili çarpıcı yeni gerçekler ortaya çıkıyor ama çok tuhaf biçimde bunların üstüne gidilmediği gibi cinayet zanlıları yargı tarafından “somut delil yok” gerekçesiyle serbest bırakılıyordu. Ergenekon davaları ise sanki çürümeye terk edilmiş gibi.
Cezaevinde bir tanık, Ayhan Çarkın “Somut kanıtlar var, ben savcıya kroki de çizerek anlattım” diyor ama devlet meselenin üstüne gitmemiş. Bir hukuk devletinde böyle şey olabilir mi? Bizde oluyor işte. Fakat mesele yalnızca bir hukuk yoksunluğu meselesi değil, siyasi hava iyiden iyiye kötüye dönmüş görünüyor. Bu nedenle “ne oluyor” sorusunu ateş ve barut kokusundan uzak soğukkanlı düşüneceğimiz, tartışacağımız bir zaman, bir kapı aralığı aradım.
Öyle anlaşılıyor ki karanlığın en kesif olduğu zamana daha varmamışız, yaşayacağımız daha koyu karanlıklar varmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.