Küyerel Düşünce Platformu’na bir yıl öncesinden “Değişim dinamiklerinin mantığı” üstüne bir söyleşi sözüm vardı. Kafamda soru olan bazı noktalar nedeniyle yerine getirememiştim, ama devlet-PKK konusundaki son tartışmalar bu noktaları aydınlatmaya yardımcı oldu. Sanırım yakın zamanda bu sözümü yerine getirebileceğim.
Son tartışmalarda gördüğüm şey değişimden çok söz eden arkadaşların bile değişimi, süreçlerin dinamik karakterine bağlı bir şey olarak değil programatik bir şey olarak görüyor olmalarıdır. Öyle olunca karşımıza dinamik değil statik bir siyaset anlayışı çıkıyor.
Siyaseti doğrular-yanlışlar dökümü üstünden götürmek kanımca aradığımız yeni siyaset anlayışına bizi taşımıyor. Örneğin; “Kürt sorunu nasıl çözülür”ü tartışıyoruz, oysa “Kürt sorunu nasıl çözülürse Türkiye’de ve bölgede demokratik değişime hizmet eder” sorusunu sormak daha doğru olur. Buradaki mesele bu sorunun barışçı yollarla çözülüp çözülememesi değil. Elbette barışçı yollarla çözüm, ama Kürt halkının değişimci dinamiğini söndürmeden.
Şuna benzer: Çocuğunuzun terbiyeli yetişmesini istiyorsunuz o nedenle de her adımını ölçülü atması için ona açık veya örtülü yönlendirme yapıyorsunuz. Bu yönlendirmede amaç çocuğun terbiyeli olması gibi halisane bir amaç olmasına karşın bu yönlendirmenin dozunun çocuğunuzun içindeki “kendisi olma” yaratıcı dinamizmini öldüren bir baskı yarattığını fark etmiyorsunuz. Sonuçta ana kuzusu bir çocuk çıkıyor orta yere. Başka deyişle ona yanlış yapma ve kendi yanlışından öğrenme şansı tanımamış oluyorsunuz.
Devlete sadakat
Türkiye’de demokrasi ve değişim bağlamında temel meselemiz nedir?
Toplumumuzun demokratik tepkilerinin düşüklüğü değil midir? Siyasi toplumun gelişmemişliği, sivil toplumun, bireysel tepkilerin güdüklüğü değil midir? Kısacası demokrasimizin güdüklüğü yasal mevzuattan önce “devlet baba” zihniyetinin topluma içselleşmiş olmasıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.