1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 09 Şubat 2012 Perşembe 02:17
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI 13.07.2009
Neşe Düzel
Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’ Neşe Düzel - Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’
Neşe Düzel köşe yazılarını web sitenize ekleyin
“Her askerî darbede çıkarılan yasalarla, askerler önce askerî malları, sonra askerî kadroları, daha sonra da askerî harcamaları Sayıştay denetiminden muaf tuttular.”

“Türkiye’deki sorun, askerin iç güvenlik alanına girmesiyle ilgilidir. Asker iç güvenliğe Jandarma yoluyla giriyor ve sivil hayat üzerinde büyük bir kontrol ve iktidar sağlıyor.”

“Polis-asker çekişmesiyle ilgili iddia şu: Asker darbe yapsaydı hedefi Gülen cemaatiydi. Bu yüzden polisteki cemaat üyeleri askerin siyasi gücüne karşı mücadele başlattılar.”


* * *

NEDEN: ALİ BAYRAMOĞLU

Türkiye’de ilk kez askerin konumu, siyasetteki yeri, kendini devletten ve toplumdan bağımsız bir yapı olarak görmesi böylesine ciddi bir biçimde tartışılıyor. Aslında Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ordunun 27 Nisan muhtırasıyla müdahale etmeye kalkmasına 22 Temmuz’da halkın verdiği cevap bu tartışmayı başlattı. Ardından askerin kendi mesleğini yapmasında ortaya çıkan zafiyetler bu sorgulamayı hızlandırdı. Avrupa Birliği süreci de “normalleşmeyi” hızlandırdı. Sonunda Türkiye’de hukuku sakatlayan iki başlı yargı sistemi toplumun gündemine yerleşti. Sivilleşme ve demokratikleşme üzerine çalışmaları olan siyaset bilimci ve köşe yazarı Ali Bayramoğlu ile Türkiye’de ordunun bugünkü konumunu, siyasetteki rolünü, mali ve idari özerkliğini, Jandarma’yı, asker-polis rekabetini konuştuk. Ali Bayramoğlu’nun en son çalışması, Ahmet İnsel’le birlikte TESEV’e hazırladıkları 2006-2008 yıllarını kapsayan Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim başlıklı almanak oldu.


* * *

NEŞE DÜZEL: TESEV, sizin ve Ahmet İnsel’in editörlünde güvenlik sektörüyle ilgili yeni bir rapor yayınladı. Bu raporda asker-sivil ilişkileri çok önemli bir yer tutuyor. Tam da darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanmasına izin veren yasanın geçtiği günlere rastladı bu rapor. Siz bu yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

ALİ BAYRAMOĞLU:
Türkiye 2000’li yıllarda ciddi bir sivilleşme-demokratikleşme sürecine başladı. Bugüne dek bu süreçte hukuk açısından çok önemli iki viraj alındı. Bir, Milli Güvenlik Kurulu Yasası’nın değiştirilmesi. İki, askerlerin askerî suçlar dışında sivil mahkemelerde yargılanmalarına izin verilmesi. Sadece darbecilerin sivil mahkemede yargılanmasına izin verilmesi açısından değil... Bu, darbe yapmak, muhtıra vermek gibi işlerin askerî görevler olmadığını hem askerlere hem sivillere anlatması açısından çok önemli bir kilometre taşıdır. Bu yasayla, bundan böyle muhtıralar, darbeler yargılanabilir.

Peki, bu yasa değişikliği iki başlı yargının bitmesi anlamına gelir mi?


Hayır gelmez. Çünkü Yüksek Askerî İdare Mahkemesi diye bir askerî danıştay ve ayrıca Askerî Yargıtay varlığını sürdürüyor. Genelkurmay Başkanı hâlâ bu mahkemelerin sicil amiri olmaya devam ediyor. Ama gene de bu yasayla iki başlı yargı sisteminde büyük bir gedik açıldı.

İki başlı yargının sona ermesi, ordunun siyaset içindeki rolünü nasıl etkiler?


Askerin siyasette rolünü bitirmez çünkü askerin başka özerklikleri var. Ama gene de son yasa değişikliği, askere açıkça şunu söyledi. “Eğer asker olarak anayasayı ihlalle ilgili bazı suçlar işlersen seni askerî mahkemeler değil, sivil mahkemeler yargılayacak” dedi. Kısacası, “darbe yapmak ya da muhtıra vermek askerî bir görev değildir” dedi ve bunu yapanları artık yargılama imkânı ortaya çıktı. Siviller ilk kez askere, “Ben buradayım arkadaş. Seni denetlerim. Siyasete keyfî müdahale edip öyle kendi hukukunun altına girip kendini koruyamazsın” mesajını verdiler.

Peki, hâlâ insanların ordu tarafından fişlenmesi sürüyor mu?


Fişlemeler EMASYA üzerinden sürüyor... Yalnız şu bir gerçek ki artık işler farklılaştı. Edilgin ve savunma halinde bir karargâh politikası var şu anda. Silahlı Kuvvetler, bırakın siyasete müdahale etmeyi, kendi yaşam alanını koruma mücadelesi veriyor şimdi. Oysa 27 Nisan 2007 muhtırasına dek asker, sesini siyasi kararlara müdahale ederek çıkarıyordu. Artık siyasete müdahale edemiyor. Zaten Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bütün açıklamaları da hep askerin kendi konumunu korumaya yönelik oldu.

2007, Ergenekon soruşturmasının başladığı tarih değil mi?


Önce Temmuz seçimlerinin cevapları geldi. Sonra Ümraniye’de bir evde bombalar bulundu. Arkasından Ergenekon soruşturması başladı. Taraf Gazetesi’nin açığa çıkardığı Dağlıca ve Aktütün gibi askerî zafiyetler, Silahlı Kuvvetler’in toplumsal meşruiyetini zora soktu. Asker artık bağırarak çağırarak, sert gösteriler yaparak toplumu ikna etmek ve peşinden sürüklemek noktasından çok uzaklaştı. Eleştirilmeye ve sorgulanmaya başladı. Bu yüzden asker bugün kendi alanını tahkim etmeye çalışıyor.

Bizim ordunun bu ülkede konumu tam olarak nedir?


Türkiye’de askerin konumu tek kelimeyle şudur. Silahlı Kuvvetler, devlet içerisinde kendini denetletmeyen, içe kapalı ‘özerk’ bir yapı. Bu ülkede asker sadece hukuki açıdan değil, finansal ve idari açılardan da özerk! Kendi harcamalarını denetletmeyerek finansal açıdan, Savunma Bakanlığı’na bağlı olmayarak da idari açıdan özerk. Ve tabii en önemlisi asker, hukuki açıdan özerk! Asker, kendisini dokunulmaz kılan bu mekanizmadan güç alıyor ve siyasete müdahale ediyor. Şimdi işte bu koruma kalkanında çok önemli bir delik açıldı.

Savunma harcamaları yüksek harcamalardır. Savunmaya ayrılan paranın askerler tarafından nasıl harcandığı denetlenebiliyor mu?


Hayır. Bu mali özerklik çok ciddi bir sorun. Her askerî darbe döneminde çıkarılan kanunlarla, ‘gizlilik’ ve ‘milli güvenlik’ esası diye diye askerler önce askerî malları, daha sonra askerî kadroları, daha sonra da askerî harcamaları Sayıştay denetiminden muaf hale getirdiler. Bu düzenlemeler hep askerî darbeler sırasında yasalaştı. 1980 askerî darbesinden sonra iş öyle bir noktaya geldi ki, hem askerî mallar (cemseler, cipler...), hem de askerî harcamalar ve ihaleler (tank ve silah alımları, askerî kadrolar, personel giderleri, maaşlar, yolluklar) askerin kendi iç denetimine tâbi kılındı. “Askerî malları, Sayıştay gizlilik esasına göre denetler” dendi.

Gizlilik ve denetim yan yana gelebilir mi?


Gelmez. Nitekim Parlamento adına denetim yapan Sayıştay yıllarca askerî malları denetleyemedi. Oysa dünya, askerin parlamenter denetimine çok önem veriyor. Mesela NATO, Doğu Avrupa ülkelerini üye alırken, ordu harcamaları üzerinde parlamenter denetimi en önemli şeffaflık kriteri olarak belirledi.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Neşe Düzel Makaleleri:
  1. Taha Akyol: Amaç, muhalefetsiz bir rejim kurmak - 08.02.2012
  2. Taha Akyol: Hâkimler, otoriteye hizmet edecekler - 07.02.2012
  3. Taha Akyol: Atatürk yargı bağımsızlığını reddediyor - 06.02.2012
  4. Yücel Sayman: KCK’yı yaydı, Hrant’ı daralttı - 30.01.2012
  5. Faruk Ünsal: KCK’lıları Karadeniz’e gönderiyorlar - 23.01.2012
  6. Mustafa Dağcı: İşkencecimi kürsüde gördüm, hâkimdi! - 16.01.2012
  7. Murat Belge: Atatürk ilerici değildi... - 09.01.2012
  8. Mensur Akgün: Türkiye’nin güney kapıları kapanıyor - 02.01.2012
  9. Güçlü Sevimli: Sahte ölüm tutanağı tuttular - 26.12.2011
  10. Ümit Kardaş: Üç general girdi diye vesayet bitmedi - 19.12.2011
  11. Şamil Tayyar: Dalan’a para götüren şike sanığı kim? - 12.12.2011
  12. Cafer Solgun: Atatürk’ün resmi cemevinden kalkacak - 05.12.2011
  13. Dengir Mir Mehmet Fırat: Erdoğan’ın arkadaşlarını dövdüler - 29.11.2011
  14. Dengir Mir Mehmet Fırat: Tayyip Bey’in sınırları var - 28.11.2011
  15. Ergun Özbudun: Yeni anayasa başka bir bahara - 21.11.2011
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Beşiktaş’a gol atınca dua ettim
  Divan Kurulu toplantısı yapıldı
  Londra’ya emin adımlarla
  Futbolun kuralı yeniden yazılıyor
  Ersan’dan “double double”
  Derbi maçın galibi Fenerbahçe
  Anadolu Efes işi mucizeye bıraktı
  Arkas Spor ilk 6 arasına girdi
  Burada ‘tanrı-küratör’yok
  ‘Rant kaygısı İstanbul’u ahtapot gibi sardı’
  Berlin Kaplanı gişede kükredi
  Yıllarca bu sergi için çalışmıştı
  Nâzım’ın mektupları özel kutu içinde
  Bakan Günay, Cem Karaca’yı unutmadı
  Kings of Convenience nisanda İstanbul’da

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 09.02.2012
Devlette savaş
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 09.02.2012
Evetler, hayırlar
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 09.02.2012
‘Medeniyet dili’
SINIR YAZILARI
Cihan Aktaş - 09.02.2012
Ekmek, gül ve ‘acı’ vatan
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 09.02.2012
Samanyolu TV günahı
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 09.02.2012
‘Kürdistani’ Şerafettin!
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 09.02.2012
Görünmez saraylar
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 09.02.2012
Primo Levi’nin dönüşü...
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 09.02.2012
Medya ve özgürlükler
TELESİYEJ
Telesiyej - 09.02.2012
‘Kurt Kanunu’ ve önce karakterlerinden sorumludur bir dizi!
-
Gülengül Altınsay - 09.02.2012
Unutmadık unutmayacağız
ZAMANIN RUHU
Gökhan Karabulut - 09.02.2012
O masada başbakan olmak: Papademos
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Neşe Düzel - "Ali Bayramoğlu: ‘Asker kışlaya doğru çekiliyor’" başlıklı köşe yazısı
09.02.2012 02:17:46