“E-muhtıra, 367 kararı, kendilerinden olmayan birinin cumhurbaşkanlığını engellemek içindi. Olmadı. Gül’ü düşürmek için B Planı başlatıldı. Kapatma davası, Sincan bu planın parçalarıdır.”
“Gül, bürokratlar devletinin çizgilerini sadece yaşam tarzıyla değil, Ermeni ve Kürt hamleleriyle de aştı. Şimdi onu, yargı eliyle Köşk’ten indirmeye çalışıyorlar.”
“AK Parti sivil bir anayasa yapmayacak. Mevcut anayasada sadece çok sınırlı değişiklik yapacak. Parti kapatmayı üçleştirerek kendini güvenceye alacak.” * * *
NEDEN: FAZIL HÜSNÜ ERDEM
Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelikte müzakere sürecine girmiş bir ülke. Yani tam üyelikte son aşamaya gelmiş bir ülke. Başta hukuk olmak üzere her alanda kendisini Avrupa’yla uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Ama ne var ki zaman geçtikçe Avrupa hukukuna daha yakınlaşacağına gittikçe uzaklaşıyor. Türkiye’de hukuk iyice eğilip bükülerek daha da ideolojik hale geliyor, yargı giderek siyasallaşıyor. Son olarak bir yargıç, Sincan Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sahtecilikten yargılanmasına karar verdi. Ve bunun üzerine Türkiye’nin gündemine yine hukuk oturdu. Hukukçularımızın hukuk anlayışı tartışılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı hakkında böyle bir karar verilebilir mi, verilemez mi? Bu karar hukuka uygun mu, değil mi? Hukukçularımız aslında ne yapmak istiyor? Hukuk bir ülkede kaos yaratmak için de kullanılabilir mi? Hukuk dünyamız demokrasiden ve adaletten yana mı? Bu kadar hatalı mahkeme kararlarıyla Türkiye’nin AB üyesi olması nasıl mümkün olacak? Bütün bunları, Dicle Üniversitesi öğretim üyesi anayasa hukukçusu Prof. Fazıl Hüsnü Erdem’e sorduk. 2007’de Prof. Ergun Özbudun başkanlığında oluşturulan sivil anayasa ekibinde yer alan Prof. Erdem, Dicle Üniversitesi’nin son rektörlük seçiminde en fazla ikinci oyu aldı. Birinci gelen adayın iki dönem rektörlük yapan kişinin eşi olması nedeniyle YÖK tarafından elenmesi üzerine, Erdem’in rektör olması bekleniyordu ama Cumhurbaşkanı Gül, üçüncüyü rektör olarak atadı. * * *
NEŞE DÜZEL: Türkiye’de hukuk iyice içinden çıkılmaz bir hale geldi. Son olarak Sincan’da bir yargıç, emekli bir Yargıtay üyesinin başvurusu üzerine, Cumhurbaşkanı’nın sahtecilikten yargılanması gerektiğine karar verdi. Bizim anayasamıza ve yasalarımıza göre cumhurbaşkanı nasıl yargılanır? Prof. FAZIL HÜSNÜ ERDEM: Bütün parlamenter sistemlerde devlet başkanları, görevleriyle ilgili işledikleri suçlarda sorumsuzdurlar. Kişisel suçlarında ise sorumludurlar. Bütün parlamenter sistemlerde devlet ya da cumhurbaşkanları aynen milletvekilleri gibi dokunulmazlığa sahiptirler. Onlar gibi ancak görev süreleri bittikten sonra yargılanabilirler. Bizde problem bu kadar basit bir kuralda çıkıyor. Çünkü 1982 Anayasası cumhurbaşkanının kişisel suçlarıyla ilgili bir düzenlemeye yer vermiyor. Cumhurbaşkanının sadece göreviyle ilgili ‘vatana ihanet’ ten dolayı suçlanabileceğini söylüyor.
Diğer anayasalarımızda da böyle miydi bu düzenleme? 1961 Anayasası da böyleydi. 1924 Anayasası’nda ise cumhurbaşkanlarının kişisel suçlarıyla ilgili bir düzenleme vardı. Bu anayasa, cumhurbaşkanının kişisel suçlarıyla ilgili sorumluluğunun, ‘milletvekili dokunulmazlığı’ çerçevesinde işleyeceğini belirtiyordu ve “Cumhurbaşkanı ancak görev süresi bittikten sonra kişisel suçlarından ötürü yargılanabilir” diyordu. Şimdi bizim, 1924 Anayasası’ndaki bu hükmü bir anayasal gelenek olarak kabul etmemiz ve bugünkü durumu o geleneğin devamı çerçevesinde yorumlamamız gerekir. Kaldı ki, bugün yürürlükteki sisteme göre, cumhurbaşkanlığında çalışan bir devlet memurunun yargılanması için bile cumhurbaşkanından izin alınması gerekiyor.
Bundan neyi anlamalıyım? Cumhurbaşkanlığında çalışan bir memurun bile dokunulmazlığı var ama cumhurbaşkanının yok. Üniversite hocaları dahil bütün devlet memurlarına tanınan bu dokunulmazlığı şimdi kalkıp cumhurbaşkanından esirgemek düpedüz abesle iştigaldir.
Peki, Sincan Mahkemesi’nin kararı kanuna aykırı mı sizce? Kanuna aykırı değil karar kesinlikle yanlış. Çünkü yargıç tamamen biçime bakıyor, tamamen ‘yasacı’ davranıyor. Anayasa metninde bir düzenleme var mı, yok mu sadece ona bakıyor. Yargıç, tercihini ve yorumunu özgürlükten yana yapmıyor. Dolayısıyla Sincan Mahkemesi’nin kararı zorlama bir yorum. Üstelik bugünkü siyasi konjonktürde böyle bir kararın verilmesi de çok manidar.
Bu karar hangi açıdan manidar sizce? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, zaten yaşam tarzıyla bürokratik elitleri rahatsız ediyordu. Son dönemde ise Türkiye’deki devlet iktidarının yani bürokratik elitlerin kırmızıçizgilerini daha da ihlal eden bir tutum geliştirdi. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinde bir inisiyatif üstlendi. Kürt meselesinde demokratik açılım yapma çabası içine girdi. Dolayısıyla devlet iktidar bloğunda rahatsızlık yarattı. Daha önce Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini önlemeye çalışanlar, şimdi, onu Çankaya’dan indirmeye yönelik gayret içindeler. Sincan Mahkemesi’nin kararı da bu gayretin bir parçası işte.
Sincan Mahkemesi Cumhurbaşkanı Gül’ün sahtecilikten yargılanması gerektiğine karar verdi. Nasıl bir süreç işleyecek şimdi? Sincan Mahkemesi’nin verdiği karar kesin bir hükümdür. Yani uygulanabilir bir karardır. Bu yüzden şu yola başvurulacak. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ya da Cumhurbaşkanı Gül’ün avukatları bu kararın kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay’a götürülmesi için Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunacaklar. Adalet Bakanlığı bu talebi Yargıtay’a bildirdiği takdirde Gül’ün yargılanıp yargılanamayacağına artık Yargıtay nihai kararı verecek. Eğer bu yola başvurulmazsa, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Gül hakkında soruşturma açacak ve Cumhurbaşkanı’nı yargılama süreci başlayacak. Bir diğer yol da tabii Anayasa’nın 105. maddesini değiştirmek ve bu maddeye ‘cumhurbaşkanının tıpkı parlamenterler gibi bir dokunulmazlığa sahip olduğu’na ilişkin bir hüküm koymaktır.
Böyle bir anayasa değişikliği yapmak sizce mümkün mü? Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki ekipte ben de vardım. Biz AK Parti’ye bir sivil anayasa taslağı hazırlamıştık. Gerçi genel hukuk ve anayasa mantığı, cumhurbaşkanlarının kişisel suçlarından ötürü yargılanmamasını gerektiriyor ama... Biz, Sincan Mahkemesi’nin kararında olduğu gibi, kötü niyetli yorumların önünü kesebilmek için cumhurbaşkanının tıpkı parlamenterler gibi bir dokunulmazlığa sahip olduğu ‘hükmünü’ anayasaya koymuştuk. Çünkü biz, sivil bir cumhurbaşkanına yönelik bu tür girişimlerin olabileceği ihtimalini dikkate almıştık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.