“AKP, dinî muhafazakârlık, CHP, laik muhafazakârlık, Kürt orta sınıfı da etnik muhafazakârlık yapıyor. Sol, bu üç üç muhafazakârlığına da karşı çıkmalı.”
“Anadolu’daki dönüşüm, Türkiye’nin geleceği oluyor. Ama sol Anadolu’ya ayak uyduramıyor. Oysa Anadolu’nun her yerinde sol için sınıfsal taban doğuyor.”
“Kayseri ekonomide muhteşem ama kent yaşamı çok az. Eskişehir’de insanlar caz-bar ve sinemalarda birarada. İzmir orta sınıfı ise milliyetçilikle içe kapanmış.” * * *
NEDEN: FUAT KEYMAN
Türkiye’de en büyük saptırmalar kavramlar üzerinden yapılıyor. Böylece büyük bir kafa karışıklığı yaratılıyor ve hiçbir şey nete getirilemiyor. Düşünceler, olaylar, kurumlar, kişiler yerli yerine oturtulamıyor. Bu ülkede en büyük haksızlığa uğrayan kavram ise ‘sol’ kavramı. En fazla saptırma sol kavramı üzerinden yapılıyor. Bugün ulusalcı görüş ve hatta faşist ideoloji, sol ambalajı içinde insanlara sunulmaya çalışılıyor. Ergenekon’u savunan CHP’ye hâlâ ‘sol parti’ deniyor. Peki, biz neden böyle bir kavram bulanması yaşıyoruz? Gerçek sol, Türkiye’nin bugünkü şartlarında neyi savunur? Türkiye’nin içinden geçtiği bu süreçte tam olarak neler yaşanıyor? Sadece siyasi partilerdeki değil, Anadolu’daki gelişmeler, muhafazakârlığı ve solu nasıl etkiliyor? Muhafazakârlık nedir ve Türkiye’de kaç türlü muhafazakârlık var? Bütün bunları, 1998’den beri Anadolu’yu araştıran sol dünyanın önde gelen isimlerinden ve partileşme sürecindeki Demokrasi ve Vicdan Hareketi’nin kurucularından siyaset bilimci Fuat Keyman’a sorduk. Koç Üniversitesi Küreselleşme ve Demokratikleşme Araştırma Merkezi’nin direktörü olan Prof. Dr. Fuat Keyman’ın Anadolu’nun dönüşümüyle ilgili kitabı bu ay Doğan Yayınları’ndan piyasaya çıkacak. * * *
NEŞE DÜZEL: Bugün AKP’yi eleştirmekle solcu olmak aynı anlama geliyormuş gibi bir hava yaratılmak isteniyor sanki. Darbeyi, askerî vesayeti savunanlar bile, sadece AKP’yi eleştirerek ‘solcu ve demokrat’ olduklarını düşünüyor gibiler. Solculuk ve demokratlık nasıl bu kadar ucuzladı? FUAT KEYMAN: Bunun iki nedeni var. Birincisi, 1980’lerden bugüne dek yaşanan süreçtir. Çünkü bu süreç, Türkiye’nin sadece küreselleşmesi, Avrupalılaşması ve dünyaya açılması değildir. Bu süreç, aynı zamanda Türkiye’nin kendi içinde de farklı kimliklere açılmasıdır. Yani Türkiye’nin modernleşmesi, kadın sorunu, Kürt meselesi, azınlıklar sorunu, İslami kimliğin yükselişi gibi birçok alanda çok kültürlü ve çoğulcu hale gelmesidir. Bizde sol, bu iki dönüşümü de okuyamadı. Solculuk ve demokratlığın bu kadar ucuzlamasının birinci nedeni işte bu.
İkinci nedeni nedir? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002 ve 2007 genel seçimlerini, 2004 ve 2009 yerel seçimlerini peş peşe kazanması, özellikle sol çevrelerde ve CHP’de, bu partinin seçimle yenilemeyeceği intibaını yarattı. Anlayacağınız sol, hem değişen dünyayı ve Türkiye’yi anlamakta güçlük çekti, hem de AKP’yi seçimlerde yenemeyeceği düşüncesi içine girdi. Yani sol kapana sıkıştı ve çok tepkici bir sol oldu.
Peki, solculuğun, AKP muhalifliğine indirgenmesinin nasıl bir amacı var sizce? Sekiz yıldır bu ülke, AKP’nin seçim hegemonyası altında. 2002’den beri yaşanan bu olgu tepkiciliğe yol açıyor. Çünkü seçim başarıları, AKP’yi kendine güvenen ve Türkiye’yi yönetme iddiasında olan bir siyasi parti yapıyor. AKP, seçimleri gene kazanacağı güveniyle, dış politika, ekonomi ve demokratikleşme alanında bir takım açılımlar yapıyor. Muhalefete gelince... Ne siyasi partiler seçimi kazanma ve Türkiye’yi yönetme iddiasındalar, ne de onlara oy veren seçmenler partilerinin seçimi kazanabileceği ve Türkiye’yi yönetebileceği inancındalar. Özellikle laik orta sınıflar...
Laik orta sınıflar ne düşünüyor? Onlar, kendilerini temsil eden siyasi partinin AKP’yi seçim yoluyla yenmesinin ve ülkeyi yönetmesinin mümkün olmadığını gördükleri için, askeriye ve yargı gibi bir takım kurumlarla birliktelikler kuruyorlar. AKP’ye karşı olsun da ne olursa olsun mantığıyla, AKP’ye karşı her türlü ittifak arayışına gidiyorlar. Zaten bunun sonucundadır ki, solun ve demokratlığın içi giderek boşaldı ve solun yerini ‘tepkici milliyetçilik’ aldı.
CHP’ye oy verenlerin milliyetçiliği tam olarak nasıl bir milliyetçilik? Bu, tepkici milliyetçiliktir. CHP’ye oy veren kesimin milliyetçiliği tepkici milliyetçiliktir. Bugüne dek Türkiye’nin modernleşmesinin taşıyıcısı olan bu kesimler, şimdi Türkiye’nin dönüşümüne tepki duyuyorlar. Bunlar, daha çok batıya yakın kıyı şeridinde yaşıyorlar ve AKP karşıtı olan laik orta sınıfı oluşturuyorlar. Bu yüzden, sol değerlerin içinin boşalması sorunu, sadece CHP’yi ve Deniz Baykal’ı konuşarak anlaşılmaz.
Başka neyi konuşmalıyız peki? Solun milliyetçiliğe nasıl dönüştüğünü anlamak için, egemen konumunu giderek kaybeden ve tepkici hale gelen laik orta sınıfı da konuşmak gerekir. CHP kadar, bu eski laik orta sınıflar da bugün bir sorun bu ülkede. Halbuki Batı ülkelerinde orta sınıf böyle değildir. Biliyorsunuz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki demokratik hareketler o ülkelerde ağırlıklı olarak orta sınıflar tarafından yürütüldü.
Bizde demokratikleşmenin taşıyıcısı hangi sınıf olacak peki? Belki de yeni orta sınıflar olacak. Bu yeni orta sınıflar belli bir muhafazakâr kültürün içinden ağırlıklı olarak Anadolu’dan çıkıyorlar. Ve bunun sonucunda da bugün Türkiye’de bir ‘orta sınıflar kavgası’ yaşanıyor. Başlıca üç orta sınıf var. Bir, dönüşüme tepki gösteren, gücü her geçen gün azalan eski laik orta sınıflar. İki, her geçen gün kuvvetlenen, muhafazakârlık söylemi güçlü yeni orta sınıflar. Üç, orta sınıflaşmaya başlamış ama hâlâ etnik kimlik vurgusuyla yaşayan Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlar. Sınıfsal açıdan bakıldığında, Türkiye kimlikler bağlamında işte böyle bir toplumsal ayrışmaya gidiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.