
“Arap Baharı, ‘alternatif bir modern hayat’ yaratıyor. Dinin toplumsal hayatta daha önemli ve görünür olduğu, muhafazakârlığın yükseldiği bir ‘modernite’ getiriyor. İşte asıl devrim bu!.”
“Suriye ve İran 90’larda PKK’yı desteklediler. Bugün de destekliyorlar. Türkiye, 90’larda İran- Suriye cephesine karşı İsrail’le işbirliği yaptı. Şimdi İsrail yok. Türkiye, K.Irak’la işbirliği yapmak zorunda.”
“İran, bölgede Şiiliğin, S.Arabistan ise Sünniliğin bayrağını taşıyor. Demokrasi cephesinin başını ise Türkiye çekiyor. Bu mezhepler üstü söylemi Batı fark ediyor.”
***
NEDEN GÖNÜL TOL
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerinin halkları bir yıldır sokakta diktatörlere karşı savaş verirken, sadece kendi ülkelerini ve geleceklerini değil bütün dünyayı değiştiriyorlar. Arap ülkelerindeki bu büyük patlamanın etkisinden Amerika dâhil hiçbir ülke kendisini muaf tutamıyor. En büyük kaos da Türkiye’nin yanı başında Suriye’de yaşanıyor. Esad rejimine karşı ayaklanmalar ve rejimin katliamları aylardır sürüyor. Peki Suriye’deki kaos, Türkiye’nin dış ve iç siyaseti için ne anlama geliyor? Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta, Suriye’de, Yemen’de halk yığınlarını aynı yıl sokağa döken Arap Baharı, Amerikalıları, Avrupalıları nasıl değiştiriyor? Ortadoğu’daki bu büyük halk hareketleri öngörülebildi mi? Suriye diktatörü Esad hâlâ direniyor. Esad’ın direnme ve başarma şansı var mı? Suriye’de Esad’ın devrilmesi ne tür sonuçlara yol açar? İran Esad’ın devrilmesine izin verir mi? Esad’ın devrilmesi Hizbullah’ın geleceğini nasıl etkiler? Esad devrilirse PKK bundan nasıl etkilenir? Arap Baharı İran’ı da etkileyecek mi? Diktatörlerden sonra Ortadoğu’da nasıl bir tablo ortaya çıkacak? Dinî yönetimler mi, kaos mu, demokrasi mi, yeni askerî rejimler mi olacak? Batı’daki Müslüman imajı bu olaylardan sonra değişti mi? Bütün bu soruları merkezi Washington’da bulunan Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü siyaset bilimci Dr. Gönül Tol ile konuştuk. Uzmanlık alanı İslamcı hareketler olan Dr. Gönül Tol’un, Türk ve Arap İslamı üzerine çalışmaları var.
***
NEŞE DÜZEL: Ortadoğu halkları diktatörlüklere ve baskılara başkaldırdılar. Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta, Suriye’de, Yemen’de halk yığınlarını aynı yıl sokağa döken neden aynı mı yoksa her ülkenin başka şartları mı var?
GÖNÜL TOL: Tunus’tan Mısır’a, Yemen’den Suriye’ye, bu ülkelerin toplumları öyle marjinalleştirilmişti ki... Sonunda insanlar onurları için, özgürlük, demokrasi ve adalet talebi için ayaklandılar. Onları sokağa döken neden aynı oldu ama her ülkenin kendi şartları var. Bu yüzden her ülkede halk hareketleri farklı bir yöne evriliyor ve evrilecek. Mesela Tunus’ta rejim çok çabuk yıkılırken, Mısır’da süreç daha uzun, Libya’da ise çok daha uzun oldu. Mesela Yemen ekonomik sorunların en yoğun yaşandığı ülkelerin başında geliyor ama kabile kimliği, El Kaide gibi faktörler derken, orada ortak bir muhalefet oluşamadı ve ses cılız çıktı Yemen’de.
Tunus’ta rejim neden hemen devrildi?
Çünkü Tunus’un çok küçük bir ordusu var. Mısır’daki ordunun aksine, Tunus’un ordusu her alanda aktif de değil üstelik. Mısır’daki ordu bizim ordu gibidir. Ekonomide, siyasette önemli bir güçtür. Dolayısıyla Tunus’ta demokratikleşme ve sivilleşme daha kolay oldu. Suriye’de de rejimi destekleyen çok güçlü bir ordu var. Tunus, Arap Baharı’nın bir başarı öyküsü olacak belki. Tunus’ta Nahda hareketi büyük başarı kazandı.
Aynı başarıyı Mısır’daki hareket kazanmayacak mı?
Mısır için endişeliyim. Mısır’da devrim oldu deniyor ama devrimin olabilmesi için eski rejimin kurumlarının ve ideolojisinin yıkılması gerekiyor. Mısır’da yıkılmadı. Mübarek zamanındaki kurumlar ve ordu sapasağlam kanlı canlı iktidarda duruyor. Üstelik ordu, iktidarı halka teslim edeceğinin işaretini de vermiyor. Zaten...
Evet...
Zaten bize bakın. Gerçek demokrasinin çok partili hayata geçişle 1950’de başladığını düşünürsek, siyasi kültürün sivilleşmesi ne kadar uzun zaman aldı! Askerî vesayetten kurtulmak için ancak 2003’te Avrupa Birliği uyum paketiyle adımlar atılabildi. 16. yüzyıldan beri gelen köklü bir sekülerlik ve demokrasi kültürüne rağmen biz bile bu kadar sancılı bir demokratikleşme hikâyesi yaşamışken, on yıllardır diktatörlük altında yaşayan Mısır’ın önünde çok zorlu bir süreç var demektir.
Libya ne olacak?
Libya’da hiçbir demokratik altyapı ve kurum yok. Hiç örgütlenmemiş, yerle bir olmuş bir toplum Libya. Sadece Kaddafi vardı. Kendi kabilesinden insanlarla etrafına bir güvenlik ağı oluşturdu ve farklı kabileler arasında güç dengesi kurarak Libya’yı yönetti. Böyle bir toplumda demokrasiye sıfırdan başlamak zorundasınız. Anlayacağınız, Arap Baharı’nda halkları ateşleyen aynı talep, aynı söylem olsa da, şimdi bütün bu ülkelerin yaşayacakları sonuçlar farklı olacak. Ortadoğu halkları demokrasi talep etseler de, demokrasi akşamdan sabaha olmuyor. Dolayısıyla bu toplumları ve ülkeleri çok sıkıntılı bir süreç bekliyor.
Siz Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Suriye ayaklanmalarının arka arkaya gelebileceğini tahmin ediyor muydunuz?
Mümkün değil. Bunu hiç kimse tahmin edemedi. Bölgede olanlar bütün dünyayı şaşırttı. En çok da Batı şaşırdı.
Batı niye şaşırdı?
Batı, bunun bir halk hareketi olduğu gerçeğini başta kavrayamadı. Çünkü oryantalist düşünce, Araplara demokrasiyi çok görüyordu, Arapların demokrasiyi, insan haklarını, eşitliği, Batılı değerleri talep edemeyeceğini düşünüyordu. Batı dünyasına göre, Araplar için demokrasi bir lükstü. Demokratik talebin olabilmesi için gelişmişlik açısından belli bir noktada bulunmak gerekiyordu. Bu yüzden de El Cezire televizyonu Arap Baharı’nı çok iyi yansıttı, CNN ise şaşırdı. Çünkü bunun bir toplumsal hareket olduğunu kabul edemedi. Amerika hâlâ olanları tam kavrayabilmiş değiller. Zaten ilk günden itibaren, “İslamcılar geliyor” mesajı verildi Amerika’da. Bunun altyapısını İsrail hazırladı, bu korkuyu sürekli pompaladı.
Diktatörler yıkıldıktan sonra bu ülkelerde iktidara aday olan hareketler hep İslamcı hareketler değil mi?
Evet ama... Şimdiye kadarki gelişmelere ve dünya tarihine baktığımızda, özellikle Müslüman halklar için Arap Baharı tarihî dönüm noktasıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.