“Geç kalmış ulus-devletin demokratı da böyle oluyor! Kürt, Ermeni ve türbanlıyla eşit olmak istemiyorlar. Kendi kimliğini ilgilendirmeyen konuda demokrat olmak kolaydı tabii eskiden.”
“Türkleri, Kürtlere karşı ayaklandırma projesi başladı. Öcalan da bunun içinde. “Türk’le Kürt birlikte olmak zorunda mı” diye soran bazı yazarlar da projeye dâhiller.”
“İki tür faşizm var. Sokak faşizmi, devlet faşizmi. Faşizme ortam hazırlamak için önce örgütler kullanılır. Sonra devlet faşizmi gelir, sokak faşizmini hapse atar.”
* * *
NEDEN HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Anlaşıldı ki, 12 Eylül darbe Anayasası’nın ruhunu değiştirecek olan Anayasa referandumu siyasette büyük bölünmeler yaratacak. Siyasi partilerin tabanları parti yönetimlerinin kontrolü dışına savrulmaya başladı bile. Parti yönetimlerinin kararını benimsemeyen taban, “evet” ve “hayır” diye ikiye kırıldı. Sosyal gruplar, zümreler, yargı, iş dünyası, basın, aydınlar, demokratlar, milliyetçiler, solcular, muhafazakârlar, Kürtler ikiye bölündü. Peki, niye kimse tek parça halinde kalamadı? “Hayır” diyen niye “hayır” diyor? “Evet” diyen niye “evet” diyor? Sağcı veya solcu, 12 Eylül’ün işkencesinden geçenler, MHP ve CHP yönetiminin kararına uyup 12 Eylül darbecilerinin anayasasına kolayca “hayır” diyecekler mi? Boykot kararı alan Barış ve Demokrasi Partisi, Anayasa’nın değiştirilen hangi maddelerini Kürtlerin hak ve özgürlüklerine aykırı buluyor? Kürtler, BDP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyor? 12 Eylül Anayasası’na kırk yıldır karşı olan aydınlar şimdi niye bölündüler? Neden bazı aydınlar Anayasa değişikliğine “hayır” diyor? Toplumun her kesiminde yaşanan bu siyasi parçalanma referandumdan sonra da sürecek mi? Referandumdan “evet” çıkarsa ne yaşanacak, “hayır” çıkarsa ne olacak? Referandumdan sonra ülkede nasıl yeni bir siyasi şekillenme ortaya çıkacak? Bütün bunları anlamak için Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi, siyaset bilimci, yazar, sanat eleştirmeni Hasan Bülent Kahraman ile konuştuk. Türkiye’de siyasi sistemi sağıyla ve soluyla çok yakından izleyen ve araştıran, sosyal demokrasi, milliyetçilik, Milli Görüş ve AK Parti üzerine kitaplar yazmış olan Hasan Bülent Kahraman, felsefe, modern Türk edebiyatı, Türkiye popüler kültürü üzerine de çalışmalar yapıyor. Hasan Bülent Kahraman’ın Türk Siyasetinin ‘Yapısal Analizi’ kitabının üçüncü cildi yeni yayımlandı.
* * *
NEŞE DÜZEL: Bu anayasa referandumu, siyasette büyük kırılmalara yol açacakmış gibi görünüyor. Önce milliyetçilerden başlayalım... MHP referandumda “hayır” derken, Büyük Birlik Partisi “evet” demeye karar verdi. Birçok MHP’linin de “evet” diyeceği söyleniyor. Milliyetçiler arasındaki bu bölünme nereden kaynaklanıyor?
HASAN BÜLENT KAHRAMAN: Milliyetçiler arasındaki bölünme, Anayasa değişikliğinden çok daha eski bir tarihte başladı. İlk bölünmeyi, BBP’nin kazada ölen Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu getirdi. Şöyle anlatayım... Devlet, 1975’te başlayan iç savaşta, sokaktaki bir takım ülkücüleri kullandı. O ülkücüler devlet tarafından kullanıldıktan sonra 12 Eylül’de hapse atıldılar. Bu durum onlarda bir türlü inanamadıkları, kabul edemedikleri bir krize yol açtı. Oysa anlayamadıkları bir şey vardı.
Neydi anlayamadıkları?
Faşizmin daima iki türü vardır. Bir, halk faşizmidir. Yani ‘sokak faşizmi’dir. İki, ‘devlet faşizmi’. Önce, faşizme ortam hazırlamak için birtakım örgütler kullanılır. Sonra da faşizmin ikinci türü olan ‘devlet faşizmi’ gelir. Devlet faşizmi, kullanmış olduğu sokak faşizmini ortadan kaldırır, onu hapislere tıkar. Çünkü devlet faşizmi iktidarı sokakla bölüşmez. Sokak faşizmi biraz mafya türü bir örgütlenmedir ve devlet faşizmi, bu kontrolden çıkmış gücün kendisi için tehlikeli olacağını düşünür.
Niye MHP kendisini hapse atan 12 Eylül’ün anayasasını savunuyor şimdi?
Devlet faşizmi iki temel üstüne oturur. Bir, kendine bağlı bir bürokratik diktatorya kurar. İki, toplumu homojenleştirir. Devlet faşizminin kurduğu toplumda etnik, dinsel, dilsel, sınıf farklılıkları reddedilir. 12 Eylül Anayasası da böyledir. 12 Eylül Anayasası, bürokratik hegemonya ve homojen toplum yaratma ülküsüdür. Gerçek şu ki, sokak faşizminden gelen milliyetçi kanatlar, 12 Eylül’ü hiç bir zaman içlerine sindiremediler. Bu yüzden onlar şimdi referandumda “evet” diyorlar. Devletin kurumsal yapısıyla özdeşleşmiş olan MHP ise referandumda “hayır” diyor. Çünkü MHP, sonradan devletle ortak oldu. Ordu ve bürokrasiyle iç içe geçti ve devletin bürokrasisinin bir parçası haline geldi.
Peki, 12 Eylül’de işkence gören milliyetçiler MHP’nin bu ‘hayırcı’ tavrını nasıl değerlendiriyor?
Dehşet içinde izliyorlar, kabul edemiyorlar. MHP’nin üst yönetimiyle tabanı arasına müthiş bir kopukluk girdi. MHP ilk defa tabanını tutamıyor. Tabanla yönetim arasında şu anda ciddi bir problem var. Tabanın bir bölümü CHP’ye ve AK Parti’ye gidiyor.
Aynı kırılma Kürt kesiminde de görülüyor. Barış ve Demokrasi Partisi BDP de referandumu boykot ediyor. KADEP ve HAKPAR ise “evet” diyor. Ayrıca MHP’de olduğu gibi birçok BDP’linin de “evet” diyeceği söyleniyor. Kürtler neden bölünüyor?
Kürtlerin neden bölündüğü sorusunun tek kelimelik cevabı ‘demokrasi’dir. Büyük eksiklikler ve belirsizlikler olsa da, her şeye rağmen Kürtlerin, Türkiye’de var olmak için 1983’ten beri ileri sürdükleri şartların önemli bir bölümü AK Parti döneminde gerçekleştirildi. Mesela Kürtçe televizyon, anadilde konuşmak, Kürtçe isim koymak, Kürt meselesinin kabulü ve Kürt açılımı tartışmaları.
Yazının devamını okumak için tıklayın.