1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 04 Şubat 2012 Cumartesi 05:49
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI 26.07.2010
Neşe Düzel
Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’ Neşe Düzel - Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’
Neşe Düzel köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Hürriyet’in Diyarbakır muhabirini benimle röportaj yapması için cezaevine getirdiler ‘Diyarbakır cezaevi güllük gülistanlık’ diye yazdı. Bu haber 1982 baharında yayımlandı.”

 

Beni ip sarılı bir makaraya götürdüler. İpin ucunu halka yapmışlar. Çok affedersiniz... çok affedersiniz... İpi cinsel organıma geçirdiler. Biri ipi tutuyor, biri çekiyor. Çok utandım.”

 

Diyarbakır polis soruşturma bölümünde her odadan işkence çığlıkları geliyordu. Radyoda Evren konuşuyordu. “Türklerin karakterinde işkence yoktur” diye bağırıyordu Evren.”

 

* * *


NEDEN HÜSEYİN YILDIRIM

12 Eylül Anayasası’nda yapılacak değişikliklerle ilgili tartışmalar tırmanarak sürüyor ve konu her geçen gün doğru bir mecraya oturuyor. Çünkü bu tartışmalar sırasında olması gereken oluyor ve 12 Eylül’de insanlara çektirilen acılarla ve ‘darbeyle’ hesaplaşma da gündeme geliyor. 12 Eylül Anayasası’nın temelini oluşturan darbe sürecinde özellikle Diyarbakır cezaevinde yaşanan korkunç işkenceler sık sık tartışmalara konu oluyor. Özellikle BDP’nin darbe anayasasının değiştirilip değiştirilmemesinin oylanacağı referanduma ‘boykot’ çağrısı yapması, o dönemde işkence görmüş birçok insanın, anayasa tartışmalarına kendi anılarıyla katılmalarına yol açıyor. Biz de hem Diyarbakır cezaevini, hem Kürt politikasını, hem de PKK’yı yakından izleyen, bilen ve tanıyan Hüseyin Yıldırım’la 12 Eylül döneminin hukukunu, mahkemelerini, uygulamalarını, Diyarbakır zindanlarını, PKK’yı, Öcalan’ı, lider kadrosunu, PKK’nın kuruluşunu, Suriye’yi, Bekaa’yı, Öcalan’a muhalefeti, PKK’nın dünkü ve bugünkü politikalarını konuştuk. İlk gün Avukat Yıldırım’ın poliste ve cezaevinde yaşadıklarını okuyacaksınız. Avukat Hüseyin Yıldırım bir dönem Abdullah Öcalan’ın çok yakınında yer aldı. Şam’a Bekaa’ya gidip geldi. Hatta bir ara PKK’nın Avrupa sorumlusu olarak tanındı. Daha sonra Öcalan’la yolları ayrıldı, Hollanda’da suikast girişimine uğradı. Avukat Hüseyin Yıldırım halen İsveç’te yaşıyor.

* * *


NEŞE DÜZEL: Siz hangi yıl Diyarbakır hapishanesine girdiniz?

HÜSEYİN YILDIRIM: Ben Diyarbakır cezaevine 1981 yılının kasımında girdim ve on bir ay kaldım. O cehennemden 1982’de çıktım. Zaten ben 10 Kasım 1981’de Diyarbakır cezaevine götürüldüğümde de ayaklarımın üstünde duramıyordum.


Niye?

Çünkü poliste çok ağır işkence görmüştüm.


Neden dolayı tutuklandınız?

Silvan-Siverek’te PKK sorumluluğu yapmış Mehmet Karasun diye Bingöl-Kiğılı bir öğretmen vardı. O kişi, kod adı olarak Tuncelili Hüseyin’i kullanmış. Beni, o diye tutukladılar. Oysa devletin bütün kurumları onun gerçek kimliğini biliyordu. PKK iddianamesinde de zaten o kişinin hüviyeti açıkça yazıyordu.


Tutuklandığınızda ne iş yapıyordunuz?

Avukattım. Türk ve Kürt solundan tutuklananların yüzde sekseninin avukatı bendim o dönemde. O sıralarda Diyarbakır rahattı, daha 12 Eylül olmamış, askerî cunta gelmemişti. Ülkede en ağır işkence Elazığ’da yapılıyordu. Naci kod adlı bir MİT görevlisi, 1800 Evler denilen yerde korkunç işkenceler yaptı. Sonra o kişi Diyarbakır’a geldi ve bana da işkence yaptı.


İşkence yapan devlet memurlarının da mı kod adları vardı?

Evet... Onlar, çok korunurlar. Zabıt tutarlar, zaptın altına imza olarak hiçbir isim yazmazlar, “zabıt müncisi” yani “zaptı tutan” yazarlar. İz bırakmazlar. Avukatlık yaptığım sırada mahkemelere çıkarılan tutuklular öyle kötü durumdaydılar ki, işkenceden geçtikleri apaçık ortadaydı ama mahkemeler bu işkencelere seyirci kalıyordu. Ben 12 Eylül 1980 cuntası döneminde sadece Elazığ’da değil, Diyarbakır, Konya, Ankara-Mamak her yerde duruşmalara girdim. O şehirler arasında gittim geldim. Çok doldum! Gördüğüm feci manzaralara itiraz ettim. Mahkemelere karşı direndim. Ben, Mehdi Zana’dan Şerafettin Kaya’ya, Selim Dindar’a üç bin kişinin avukatıydım. Zaten o yüzden de bir komployla tutuklandım.


Nasıl tutuklandınız?

Beni, Diyarbakır cezaevine bir müvekkilimi görmeye giderken gözaltına aldılar. Diyarbakır Birinci Şube’ye götürdüler. Uygulama şöyleydi. Önce polis soruşturması yapılıyordu. İşkence orada başlıyordu. Sonra poliste işkence görenler, biraz kendilerine gelsinler diye bir süre bekletiliyordu. Sonra savcılığa gönderiliyor ve tutuklanıp cezaevine konuluyordu.


Poliste ne yaşadınız?

Yedi günde beni bitirdiler. Gözlerimi bağlayıp, beni önce tavana asıp çarmıha gerdiler ve elektrik şoku verdiler. 16 ya da 17 Ekim 1981 tarihiydi. Polis soruşturma bölümünde her odadan işkence çığlıkları geliyordu ve o sırada radyo açıktı, Evren konuşuyordu. Evren radyoda, “Türklerin karakterinde işkence yoktur” diye bağırıyordu. Evren’in o sözleri işkence çığlıklarına karışıyordu. Bir gün gene gözlerim bağlıydı... Gene işkence görmüştüm ve vücudum ateş içindeydi. Zaten her an işkence yapılıyordu.


Size ne soruyorlardı?

Hiçbir şey. Sadece konuş diyorlardı ve küfrediyorlardı. Biri odaya geldi ve bana “merhaba Hüseyin Bey” dedi. Anlamıştım, üst düzey biriydi, ya MİT’ti ya da ordudandı. İşkenceden sinirlerim çok gerilmişti. “Neden benimle gözlerim açık konuşmuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz?” dedim.


Ne cevap verdi?

“Hüseyin Bey, siz Tuncelililer neden devlete bu kadar düşmansınız?” dedi. “Ne verdiniz, ne istiyorsunuz? Katliam uyguladınız, onun hesabını verin” dedim. Hiç tepki göstermedi. “Böyle yanlışlıklar olur. Şimdi söyleyeceğim, seni serbest bıraksınlar” dedi ve gitti.


Sonra ne oldu?

Bir, iki saat sonra biri koluma yapıştı, göz bağımı çözdü. Kırmızı suratlı asker elbiseli iriyarı biriydi.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Neşe Düzel Makaleleri:
  1. Yücel Sayman: KCK’yı yaydı, Hrant’ı daralttı - 30.01.2012
  2. Faruk Ünsal: KCK’lıları Karadeniz’e gönderiyorlar - 23.01.2012
  3. Mustafa Dağcı: İşkencecimi kürsüde gördüm, hâkimdi! - 16.01.2012
  4. Murat Belge: Atatürk ilerici değildi... - 09.01.2012
  5. Mensur Akgün: Türkiye’nin güney kapıları kapanıyor - 02.01.2012
  6. Güçlü Sevimli: Sahte ölüm tutanağı tuttular - 26.12.2011
  7. Ümit Kardaş: Üç general girdi diye vesayet bitmedi - 19.12.2011
  8. Şamil Tayyar: Dalan’a para götüren şike sanığı kim? - 12.12.2011
  9. Cafer Solgun: Atatürk’ün resmi cemevinden kalkacak - 05.12.2011
  10. Dengir Mir Mehmet Fırat: Erdoğan’ın arkadaşlarını dövdüler - 29.11.2011
  11. Dengir Mir Mehmet Fırat: Tayyip Bey’in sınırları var - 28.11.2011
  12. Ergun Özbudun: Yeni anayasa başka bir bahara - 21.11.2011
  13. Mehmet Ö. Alkan: ‘Kart kurt’ tezini İnönü açıkladı - 16.11.2011
  14. Mehmet Ö. Alkan: Muhalefet sustu, Nutuk okundu - 15.11.2011
  15. Mehmet Ö. Alkan: Kadın hareketini bile bitirdiler - 14.11.2011
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Yabancı yatırımcılar İspark’ın peşinde
  Ukrayna gazı fazla çekince kriz çıktı
  Fransa ile ticarette aleyhimize durum var
  Ülker dünyanın 10’uncu büyüğü
  Enflasyonu istihdam için feda etmiyoruz
  Kaddafi’nin alyansı ve gömleği satılıyor
  ‘Sıfır sorun iflas etti’
  Anonymous’tan ‘Ermeni soykırımı operasyonu’
  Trump’tan ters köşe, adayı Gingrich değil Romney’miş
  BM’de Suriye için son söz Rusya’nın
  Iran Israil’i Istanbul’da vuracaktı
  ISRAIL VURACAK
  Canavarcık büyüyor: 10.6
  Havadakiler birer birer dökülüyor
  Avrupa’ya 1 trilyon avroluk fon gerekli

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 04.02.2012
Dindar gençlik yetiştirmek
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 04.02.2012
Kemalist bir başbakan
YA DA
Yasemin Çongar - 04.02.2012
Lekeli zihinlerimize günışığı değince…
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 04.02.2012
‘Hangi din, hangi dindar gençlik’
VAZİYET
Demiray Oral - 04.02.2012
Ya sev ya gelme Paul Auster
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 04.02.2012
Mezar mezar üstüne, acı acı üstüne!
AÇILIM
Emre Uslu - 04.02.2012
Öcalansız PKK ne yapar
AÇIN TÜRKİYE'NİN ÖNÜNÜ
Ümit Kıvanç - 04.02.2012
Liberalin de raconu var sanıyorduk
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 04.02.2012
Kimlik siyasetine devam
YERİN YEDİ KAT ALTI
Ferhat Kentel - 04.02.2012
‘Dindar nesiller’
SOLDUYU
Roni Margulies - 04.02.2012
AKP’ye nasıl muhalefet edilmez
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 04.02.2012
Galatasaray gerçekten temiz futboldan yana mı
OYUN BOZAN
Haluk Çetin - 04.02.2012
İstifa yeter mi
KÖŞE TAŞI
Akın Özçer - 04.02.2012
Anayasa Konseyi’ne başvuru
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Neşe Düzel - "Hüseyin Yıldırım: ‘Hürriyet Diyarbakır cezaevini övdü’" başlıklı köşe yazısı
04.02.2012 05:49:13