“On birinci Ergenekon operasyonu yakında siyasilere ve medyaya yapılacak. Darbeci damar medyada da tasfiye olacak. Yeni dalga, 90’ların ikinci yarısı ve 2000’lerde etkili olmuş önemli siyasileri kapsayacak.”
“Emekli askerlere bir operasyon daha olacak. Bu operasyonun geçmişte genelkurmay başkanı olmuş bir ismi de kapsayacağı söyleniyor. Orduda temizlik muvazzaflarda ise çok yukarılara gitmez.”
“MİT, Ergenekoncu olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrıldı. MİT’te hâlâ çok sert bir Ergenekoncu kanat var. Geçmişte Susurluk’u yaratmıştı bunlar. Ergenekon sürecinde bunların da üzerine gidilecek.” * * *
NEDEN? MAHMUT ÖVÜR
Türkiye büyük sarsıntılar yaşamadan kendine gelemeyecek. Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olabilmesi için daha çok sayıda deprem yaşanacak. Bütün engellemelere rağmen, Ergenekon süreci dalga dalga sürecek ve Türkiye’yi değiştirecek. Geçen hafta Ergenekon soruşturmasının onuncu dalgası, sadece devletin en tepelerinde bulunmuş asker-sivil çok önemli isimleri gözaltına almakla ve bazılarını tutuklamakla kalmadı, darbecilerin gömdükleri cephaneyi de toprak altından çıkarmaya başladı. Ergenekon’un bundan sonraki dalgası ne zaman gelecek? Kimleri kapsayacak? Devletin içindeki engellemeler nasıl aşılacak? Şu anda askerin ve MİT’in içinde neler yaşanıyor? Şu ana kadar yapılan soruşturmalarla ve operasyonlarla Ergenekon örgütünün ne kadarı ortaya çıkarıldı? Ergenekon’un Susurluk’tan farkı ne? Bütün bunları, süreci uzun yıllardır çok yakından izleyen, Abdullah Çatlı’nın düğün görüntülerini televizyonda yayınlayarak Susurluk’u görüntü olarak deşifre eden ilk gazeteci olan ve bu yüzden de evinin önünde Susurluk’un mafyası tarafından kurşunlanan basının tecrübeli ismi Sabah
gazetesi köşeyazarı Mahmut Övür’le konuştuk. * * *
NEŞE DÜZEL: Siz Susurluk sürecini çok yakından izlemiş bir gazetecisiniz. Simdi Ergenekon soruşturmasının içinden Susurluk’un çıktığını görüyoruz. Son olarak, Susurluk davasında hüküm giymiş az sayıdaki suçludan biri olan İbrahim Şahin’in evindeki krokinin gösterdiği yerlerde çok miktarda cephane bulundu. Sizce, Ergenekon Susurluk’un devamı mı? Ya da başka bir şekilde söylersek, Susurluk ve Ergenekon aynı şey mi? MAHMUT ÖVÜR: Aslında Ergenekon Susurluk’un devamı... Ama Ergenekon Susurluk’un çok daha geniş ve kapsamlı bir hali.
Susurluk ile Ergenekon arasındaki en büyük fark ne sizce? En büyük fark şu. Ergenekon çok farklı kesimleri biraraya getirdi. Susurluk devletin içindeki devletçi, milliyetçi, ülkücü kadrolarla devletin dışındaki ülkücü kesimlerin oluşturduğu sağcı bir derin devlet yapılanmasıyken... Mesela Susurluk’un mafyası bile eski ülkücülerden oluşurken... Ergenekon Susurluk’un sağcı kesimleriyle yetinmedi.
Ne yaptı? Ergenekon bu yapıya solu da kattı. Susurluk’ta yer almayan solun ve Kemalistlerin bir kesimini de içine aldı. Böylece hem darbeci yapı çok genişletildi hem de bu yapı ‘ulusalcı, cumhuriyetçi, laik’ denilen bir ideolojik temele oturtuldu. Sonuçta da AK Parti iktidarına karşı olan Kemalist, sosyal demokrat ve solcu kesimlerle ve hatta merkez sağın liberal unsurlarıyla Ergenekon’un darbeci zihniyeti biraraya geldi.
Susurluk ya da Ergenekon adını verdiğimiz şey aslında kontrgerilla mı? Evet... Ama Soğuk Savaş döneminin kontrgerillasıyla bugünün kontrgerillası aynı değil. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle Amerika, Türkiye’deki darbeleri desteklemeyi bırakınca, bugünkü kontrgerilla Amerikan karşıtı oldu ve ulusalcılıkla örtüştü. Ergenekon sanığı MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın Rusya ve İran’la ittifak kurulmasını istemesi boşuna değildi.
Susurluk’un da Ergenekon’un da en öndeki isimlerinden biri Veli Küçük. Susurluk ile Ergenekon arasındaki bağı sağlayan da General Küçük mü? Evet, simgesel anlamda doğru bu. Susurluk döneminde işlenen faili meçhul cinayetler sırasında gazeteci olarak hiçbirimiz Veli Küçük’ün adını bildiğimiz halde yazamadık. Oysa Kürt sorunu ekseninde yaşanan faili meçhul cinayetlerde Veli Küçük’ün büyük rol oynadığını biliyorduk. 1990-1995 arasında 17 bin 500 kişi, faili meçhul cinayete kurban gitti. O sürecin en korku yayan ismi JİTEM’i kuran Veli Küçük’tü. Abdullah Çatlı’nın, Yeşil’in hepsinin üzerinde olan bir isimdi, ama yazamadık.
Niye yazamadınız? Hafızam beni yanıltmıyorsa... O dönemde Veli Küçük adı sadece bir gazetede çıktı. O da Sabah Grubu’nun Ayşe Önal’ın yönetiminde yayınladığı
Ateş gazetesiydi. Daha Susurluk kazası olmamış ve Susurluk olayı patlamamıştı. Gazete ilk sayısında iç sayfalardan birinde, içinde Veli Küçük’ün de adının geçtiği faili meçhul cinayetlerle ilgili bir küçük haber yayınladı. Ve gazete ertesi gün kapandı. O gazete sadece bir gün yayımlandı. Veli Küçük o sırada Güneydoğu’da albay rütbesinde görev yapan bir komutandı.
Ergenekon davasında tutuklanan isimlerden de anlaşılıyor ki, devletin en üst katlarından insanlar katılmış bu örgütlere. Bu da devletin bir anlamda bu örgütleri kurdurduğu ve yönettiği anlamına geliyor. Peki, ne oldu da devlet şimdi kendi adamlarını yakalıyor? Şu anda Türkiye’de büyük bir hesaplaşma yaşanıyor. Bu hesaplaşma sadece sivil siyasetle derin devlet arasında yaşanmıyor. Bu hesaplaşma devletin kurumları içinde de yaşanıyor. Her kurumun içinde bir kanat diğer kanadı tasfiye etmeye çalışıyor.
Anlamadım... Kim kimi tasfiye etmeye çalışıyor? Devletin darbeci ve kirli ilişkilerden yararlanan kanadı tasfiye edilmeye çalışılıyor. Çünkü Türkiye’de devletin içinde hukuk tanımayan bir silahlı güç var. Bu darbeci gelenek orduda da, MİT’te de var. Susurluk’u işte bu yapı çözdürmedi ve bu yapı, Susurluk’tan çok daha kapsayıcı olan Ergenekon’u yarattı. Eğer bu ülkede Meclis ve Yargı on yıl boyunca Veli Küçük’ün ifadesini alamadıysa bunun bir tek nedeni var. Devlet buna engel oldu ve Veli Küçük aksine terfi ettirildi. Hatırlayın Susurluk sürecinde Mehmet Ağar dahil herkes hep ne dedi? “Bunlar devlet sırrıdır, bilgi veremem” dediler.
Ben de onu soruyorum. Niye şimdi aynı devlet bu isimleri korumuyor? Türkiye tarihî bir dönemden geçiyor. Bütün bu tutuklamalar askere rağmen olmuyor. Her yerdeki hesaplaşma ordunun içinde de var. Parti başkanlığı yapmış çok önemli bir siyasetçinin bana ordunun kurmay kadrosuyla ilgili söylediklerini aktarayım size. Askerlerle ilişkisi yakın olan bu siyasetçiye göre, ordudaki kurmayların yüzde 30’u değişimden yana. Bunlar Türkiye’nin dünyayla bütünleşmesini istiyor. Yüzde 70 ise dünyaya açılmaya karşı çıkıyor, darbeci geleneği sürdürerek değişime karşı direniyor. AB sürecinden ve Türkiye’nin sivilleşmesinden rahatsız oluyor. Ordu içindeki hesaplaşma bu yüzde 30’la yüzde 70 arasında yaşanıyor. Hilmi Özkök’ün...
Evet... Özkök’ün genelkurmay başkanlığı döneminde bu hesaplaşmayı gördük. Eğer Hilmi Özkök kendi dönemindeki darbe girişimlerini önleyebildiyse, arkasındaki yüzde 30’luk güç sayesinde yaptı bunu. Yoksa Özkök zehirlenme korkusuyla yemeğini bile evinden getiriyordu. Ordu içinde böyle kuşatmalar var işte. Ergenekon, ordudaki bu yüzde 70’ten güç alıyor, onların kaygılarını kışkırtıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.