“Beşir Atalay’ın içişleri bakanı olması, Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından daha önemli. Başkası içişleri bakanı olsaydı Mardin olayı PKK’nın üstüne yıkılırdı.”
“Bu iş çok planlı ve karanlık! Bu katliam, mülkiyet sorunuyla, koruculukla, töreyle açıklanamaz. Büyük ihtimalle, katillere işin örtbas edileceği vaadinde bulunuldu.”
“Bir ağayla, bir savcı arasında ne fark var ki? Aşiret sisteminin de cumhuriyetinde insana bakışı aynıdır. Cumhuriyet ne üretti? O da kendine kullar üretmek istedi.” * * *
NEDEN: MAZHAR BAĞLI
Mardin’de bütün ülkeyi sarsan bir katliam yaşandı. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere kırk dört kişi öldürüldü. Bu yeni ‘terör’ biçimi herkesi sadece dehşete düşürmekle kalmadı, çok da şaşırttı. Çünkü bir örneği daha bugüne dek görülmemişti. Cinayet zanlıları olarak, maktullerin yakın akrabası olan korucular tutuklandı. Cinayet nedeni olarak da ‘aile içi husumet’, ‘rant kavgası’, ‘mülkiyet sorunu’, ‘kız meselesi’, ‘töre’ gibi nedenler sıralandı ama bu açıklamaların hiçbiri insanları tatmin etmedi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın da, daha katliam olur olmaz, bunun PKK’nın ‘işi’ olmadığını söylemesi herkesi doğrusu düşündürdü. Bu katliam neydi, niye böyle bir vahşet yaşanmıştı, bu cinayetler töreye, kan davasına, arazi kavgasına uygun muydu? Bütün bunları, kendisi de, bir dönem kan davası yaşamış Urfalı geniş bir aşiret ailesinin mensubu olan ve sosyolog olarak yıllardır bölgede töreden, namus cinayetlerine, siyasi eğilimlerden Batman intiharlarına kadar çeşitli konularda saha araştırmaları yapan, Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı’yla konuştuk. * * *
NEŞE DÜZEL: Mardin’de, eşine tarihimiz boyunca rastlanmamış bir katliam yaşandı. Bununla ilgili birçok yorum, açıklama yayınlandı ama hiçbiri insanları tatmin etmeye yetmedi. Siz, bir grup insanın, gidip bir gece bir köydeki kırk dört kişiyi öldürmesini nasıl açıklıyorsunuz? MAZHAR BAĞLI: Sosyolojinin bittiği bir noktadayız. Sosyoloji bilimi, Mardin’deki katliamı açıklamaya yetmiyor.
Niye? Sosyolojiyle bu katliamı anlayamayız. Çünkü klasik sosyoloji, toplumun belli parametrelerinin ve temel dinamiklerinin olduğunu, bu parametrelerden ve dinamiklerden hareketle bir toplumu okuyabileceğimizi varsayar. Ama Mardin’deki katliamda temel alabileceğimiz bir parametre yok. Ayrıca bir olguyu kıyaslamak ve anlamak için, aklımızda başka bir olgudan kalma bir referansın bulunması gerekiyor. Sonuçta sosyoloji, geçmiş toplumsal tecrübelerin ortaya çıkardığı bir yaklaşımdır. Bu katliamın ise geçmişte hiç örneği yok. Çok yeni bir olay bu. Toplum böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamadığı için şoke oldu zaten.
Bu katliam için ‘kız alıp verme, toprak anlaşmazlığı, husumet’ gibi nedenler ileri sürüldü. Sizce böyle bir vahşet için bunlar yeterli açıklamalar mı? Bunlar önemli unsurlar ama gene de bu katliamı açıklamak için yeterli değiller. Tabii ki mülkiyet, Doğu ve Güneydoğu’da çok önemli ve problemli bir mesele. Mesela olay olduktan sonra Urfa Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü’nden araştırdım. Katliamın yaşandığı Bilge köyü için, “Bizim, Mardin’de tapulaştırma işlemlerini yapmak isteyip de yapamadığımız dört köyden biri bu köy” dediler. Kan davası nedeniyle tapu dağıtamamışlar.
Devlet kan davası olan bir köye giremiyor mu? Giremiyor. Girip orada iş yapamıyor. Oysa köylü için tapu çıkarmak çok önemli. Çünkü devlet sadece tapulu araziye ürün ve gelir desteği veriyor. Devletin verdiği bu sübvansiyon, köylünün o araziden sağladığı gelirden çok daha büyük bir para getiriyor. Ayrıca bölgede toprak mülkiyeti sınıfsal hiyerarşi yaratıyor. Toprak sahibi olanla olmayan arasında büyük bir sınıf farkı bulunuyor. Zaten kan davalarının altında da çoğu zaman mülkiyet sorunu, arazi ve tapu anlaşmazlıkları yatıyor.
Tapu Kadastro’yu kim sokmamış o köye? Tapu Kadastro’nun bir yere gidip tapulaştırmayı yapabilmesi için, orada yerleşik olan üç kişinin bilirkişi olması ve ‘bu arazi şunundur, şu arazi bunundur’ demeleri gerekiyor. Bu köyde, ‘bu toprak göç eden köylülerin arazisidir’ diyecek üç kişiyi bulamıyorlar. Bulamayınca da bu köyün tapulaştırma işlemini yapamıyorlar. Bu katliama neden olarak gösterilen kız alıp verme meselesine gelince...
Evet... Geçmişte toprak, kız alıp verme, töre ve namus gibi nedenler yüzünden yaşanan çatışmalarda kaç kişinin öldürüldüğünü biliyoruz. Mesela arazi anlaşmazlığında evin erkeği öldürülür. Ailenin en prestijli kişisi öldürülür ki, karşı taraf size karşı güç kaybetsin. Toprak meselesinde kadın, çocuk herkes öldürülmez. Hatta kan davalarında da şöyle bir gelenek vardır. Eğer kadınlar başörtülerini çıkarıp kavganın orta yerine bırakırlarsa, çatışma biter. Çünkü araya ‘kadın’ girmiş olur. Kısacası ne kız alıp vermede ne de arazi kavgalarında kadınlara dokunulur.
Kadına hangi anlaşmazlıkta dokunulur peki? Sadece namus ihlalinde dokunulur. Çocuklara ise hiç dokunulmaz.
Bu olayın töre cinayeti olduğu da söylendi. Bir töre cinayetine benziyor mu bu? Benzemiyor. Bakın... Bölgede kız alıp vermenin birkaç parametresi var. Bir kere, amca çocukları evlendirilir. Amcakızına evlenilmesi gereken biri olarak bakılır. Kürtlerde amcakızı klasik bir aşk figürüdür. Bütün türkülerde ve hikâyelerde geçer amcakızı. Bu konuda çok sayıda ağıt vardır. Kızı istemeye biri geldiğinde, kız babası erkek kardeşine “Eğer sen oğluna alacaksan onu sana vereyim. Almayacaksan bunlara vereyim” diye sorar. Mesela ben Urfalı bir aşiret ailesindenim. Benim annemle babam da amca çocuklarıdır.
Mardin katliamında öldürenler ve öldürülenler amca çocukları mı? Evet. Amca, hala ve teyze çocukları bunlar... Ortada bir amca kızı hikâyesi bulunmakla birlikte bu katliam töre cinayetine benzemiyor. Çünkü amcakızı verilmedi diye cinayet işlemezsin. Bölgede bu kadar araştırma yaptım böyle bir olaya hiç rastlamadım. Amcakızı verilmediğinde aileler arasına soğukluk girer ve küserler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.