
“Ölüm listesine, MGK’da karar verildi bence. Ağar bana, ‘MGK’da bir değil, birçok karar alındı’ dedi. ‘Ayrılıkçılara yardım edenlerin hesabı görülsün. Böyle bir yöntem uygulayalım’ dendi kanaatimce.”
“İstanbul Emniyeti’nden valisine, hâkimden savcısına, siyasetçisine... Kumarhanenin VIP bölümünde yemeklerini yerler, bütün ihtiyaçlarını görürlerdi. Karşılığında, Topal’ı koruma görevi yaparlardı.”
“Beni kandırdılar. Yaşar Topçu ‘Koman Paşa, beni MİT Müsteşarı sıfatıyla çağırsınlar, gelip anlatayım diyor’ dedi. Öyle çağırdım. Koman’dan, cevap geldi: ‘MİT Kanunu’na göre Müsteşar’dan bilgi alamazsın!’”
***
NEDEN MEHMET ELKATMIŞ
Savaşın, devletin içini nasıl çürüttüğü, barışın bu topraklara niye bir türlü gelmediği, savaşan güçlerin savaştan nasıl beslendikleri, savaştıkça nasıl zenginlik, güç ve iktidar devşirdikleri, savaşırken ne gibi hukuk dışılıklara battıkları, cinayetlerle ve uyuşturucu işiyle nasıl kirlendikleri, savaşı ve iktidarlarını nasıl finanse edip büyüttükleri, 1996 yılında Susurluk dosyasıyla kendini göstermişti ilk kez bu ülkede. Eğer on beş yıl önce Susurluk olayı ve ilişkileri dibine kadar araştırılsaydı, Susurluk dosyası kapatılmasaydı ve sorumlulardan hesap sorulsaydı, belki bu ülke yıllar önce temizlenecekti ve bu topraklara barış çok daha önce gelecekti, bu kadar insan ölmeyecekti. Ama Susurluk sisteminden hesap sorulmadı. Sorulmaması için de Susurluk çetelerinin üstü 28 Şubat darbesiyle örtüldü. Bu ülkede bir kez daha savaş kazandı ve ardından daha büyük dalga olan Ergenekon geldi. Şimdi Ergenekon deşildikçe, kardeşi olan Susurluk da daha net bir biçimde ortaya çıkıyor. Susurluk soruşturmaları ve itirafları hızlanıyor. Susurluk skandalını, ilk patladığı dönemde ürkütücü bir yalnızlık içinde büyük bir çaba ve cesaretle araştırmaya çalışan Mehmet Elkatmış’a Susurluk’ta yaşanan son gelişmeleri, itirafları, bu itirafların sonucunda nasıl gelişmeler yaşanacağını, soruşturmanın nereye ve kimlere uzanacağını, hangi faili meçhul cinayetlerin, uyuşturucu işlerinin, asker- polis- bürokrat- siyasetçi- yargı- mafya- işadamı- medya tezgâhında işlenen hangi suçların aydınlanabileceğini sorduk. Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi’yle Tansu Çiller’in başkanlığını yaptığı Doğru Yol Partisi’nin koalisyon hükümeti olarak iktidarda oldukları dönemde patlayan Susurluk skandalı, Meclis’te kurulan bir komisyonla araştırılmaya çalışılmıştı. Susurluk Araştırma Komisyonu’nun başkanlığına da Refah Partisi milletvekili Mehmet Elkatmış seçilmişti. Elkatmış, bugün Susurluk dosyası açıldıkça hangi gizli olayların ortaya saçılacağını ilginç bilgiler vererek anlattı.
***
Susurluk soruşturmaları ve cinayet itirafları arttı son zamanlarda. Siz Ayhan Çarkın’ın ifadesini almış mıydınız?
Aldık. İşin kritik noktası da bu zaten. Biz, muhtıranın verildiği gün cezaevine gittik. 28 Şubat 1997’de, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, uyuşturucu kaçakçısı Hurşit Han dâhil olmak üzere İstanbul’da cezaevinde herkesin ifadelerini aldık. Her şeyi inkâr ettiler. Mesela Ayhan Çarkın ve İbrahim Şahin, bugün anlattıklarının hiçbirini o gün anlatmadılar. “Biz devletin bize verdiği görevlerin dışına çıkmadık” dediler. O görevlerin ne olduğu da belli değil zaten!
Peki, Çarkın’ın bu son itiraflarının ne tür gelişmelere yol açacağını düşünüyorsunuz?
Bu açıklamalar başka itirafları getirecek. Çarkın’ın suçladıkları da başkalarını suçlayacak. Nitekim İbrahim Şahin, Mehmet Ağar’ı suçladı. Önce Çarkın, “Biz operasyonlar yaptık, şu, şu cinayetlerin içinde yer aldık. Bütün bunlardan üstteki kişilerin bilgisi var. Mesela o dönemde Emniyet Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin’in emriyle biz bu işleri yaptık” dedi. Bunun üzerine Şahin’in ifadesi alındı. O da, “Ben bu işleri kendiliğimden yapmadım. Benim de üstüm var. Daha yukarıda insanlar var” dedi ve dönemin İçişleri Bakanı eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ı işaret etti.
Mehmet Ağar’ın ifadesi alınır mı sizce?
Savcılık bu ifadeleri dikkate alıp harekete geçecek mi bilmiyoruz. Çarkın ve Şahin bildiklerini daha da açıklayabilirler. Hâlbuki yargı daha önceki dönemlerde bütün bu olayları örtbas etti. Yüzeysel bir soruşturmayla yetinip, delil yetersizliğinden takipsizlik kararları verdi, suikastların üstünü kapattı. Mesela yargı, Susurlukçuların Mehmet Ali Yaprak’ı kaçırmasıyla ilgili dosyayı kapattı. Ortadoğu ve Balkanlar’da en büyük uyuşturucu hammaddesi ve Captagon hapları dağıtıcısı olan Mehmet Ali Yaprak’ı Haluk Kırcı, Müfit Samet gibi Abdullah Çatlı’yla irtibatı olan bir grup kaçırmıştı. Olayda parmak izleri de vardı.
Susurluk Komisyonu olarak siz Yaprak’ın ifadesini almadınız mı?
Aldık. Yaprak muhtemelen PKK’ya da para vermişti. Çünkü PKK, Güneydoğu’da yapılan bütün bu işlerden payını, rüşvetini alıyor. Susurlukçular bunu kaçırıyor ve “Biz bu memleket, millet için canımızı ortaya koyuyoruz. Sen ise bu kirli işlerden para kazanıyorsun. Bize de şu kadar para vereceksin” diyorlar. O da, “Şimdi hepsini veremem. Beni bırakın, size parayı taksitle ödeyeyim” diyor. Nitekim serbest bırakılıyor ve ama parayı kendisini kaçıranlara değil de, bu işleri organize eden daha üsttekine ödüyor. O kişi de, parayı alttakilere vermiyor.
Üstteki o Susurlukçu kişi kim?
Bu dosya daha açılmadı. Bunlar, Yaprak’ı sözünde durmadı diye tekrar kaçırıyorlar ve o da ödeme yaptığı kişinin ismini söylüyor. Savcılık bütün bu net bilgilere rağmen hem kaçıranları, hem de Yaprak’ın parayı ödediği kişiyi koruyor. Dosyayı takipsizlik kararıyla kapatıyor. O sırada Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, savcılığa “Dosyayı tekrar açın” diye bizzat yazılı emir veriyor. Açtılar ama gene takipsizlik kararı verdiler.
Peki, 28 Şubat günü size ifade verirken rahatlar mıydı? Devletin kendilerini koruyacağından eminler miydi?
Çok rahatlardı. Başlarına bir şey geleceği endişesi yoktu. Zaten kısa süre yatıp çıktılar ve bu sürede de hiç seslerini çıkarmadılar. Ama Ergenekon soruşturmaları ve davalarından sonra Türkiye’de olaylar başka bir mecrada ilerliyor artık.
Ayhan Çarkın da, İbrahim Şahin de ifadelerinde Mehmet Ağar’ı işaret ettiler. İkisi de Ağar’ın emrinde çalışan yakın adamlarıydı. Neden Ağar’ı işaret ediyorlar şimdi?
Amirleriydi. Devlet yapısı içinde İbrahim Şahin, Özel Harekât Daire Başkanvekili... Amiri kim? Emniyet Genel Müdürü. O kim? Mehmet Ağar. Sonra İçişleri Bakanı oldu Ağar. Topal cinayetini örnek vereyim.
Topal cinayetinde ne oluyor?
Susurluk olayı patlayınca, Mesut Yılmaz, ana muhalefet partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Demirel’e gidiyor. “Devletin içinde sayısı 100-120 olan bir çete var. Bütün cinayetleri onlar işliyorlar, haraç topluyorlar. Bunun ortaya çıkarılması lazım. Ama bundan, devletin zarar göreceğinden de endişe ederim” diyor. Anlayacağınız ANAP’ın başkanı, hem “bu işler ortaya çıkarılsın” diyor, hem de “bu işler ortaya çıkarsa devlet zarar görür” diyor. Devlet ancak bu işleri organize etmişse zarar görür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.